(...) "Beklemek için gardaki en karanlık noktayı aramaya başladı. Sonunda makul bulduğu yer, kafedeki kalabalığa karşın otoparkın çıkışındaki ufacık bir alan oldu: Oturacak bir yer yoktu, ama ayakta durabileceği karanlık ve sessiz bir köşe kaptı kendine.
Sonra o zifiri karanlıkta bir sigara yaktı ve zifiri karanlıkta yakılan ve içine çektikçe ucu kızaran bir sigaranın etrafı ne denli aydınlatabileceği karşısında şaşkınlık yaşadı. “İşte!” dedi içinden, "Sadece yalnız insanların anlayabileceği bir şey daha."
(...) "Dolaşırken mezarların arasında, hepsinin birden ona bir şey fısıldadığını hissetti: "Hangimiz ölü?" Hem nefret etti yaşamdan hem de korktu ansızın yitirmekten bu çılgınlığı. Neyle bitecekti? Nasıl bitecekti? Nerede son bulacaktı sefil varlığı? Seksen yaşında bir kadınla yirmi yaşında bir genci yan yana gömmüşlerdi. Acaba o kimin yanına gömülecekti, yaşarken hiç görmediği?"
(...) "Birkaç adım daha attı ve iki mezar arasında bir bank buldu. -Yok muydu burası için ölecek biri?- Oturup bir sigara yaktı ve sessizce bağırdı: "Benim hepinizden ölü!" Gerçek ölülerin mezarlarda değil; okullarda, kışlalarda, klimalı ofislerde ve güvenlikli apartmanlarda çürüdüğünü düşündü."