Bizzat "demokrasi" kavramının bile, Doğu Avrupada ve başka yerlerde "halk demokrasileri" adi verilen diktatörlüklerin kurulması ve "burjuva demokrasisi" ne karşı burun kıvırmasıyla içi boşaltılmıştı.
1946da Japonya açlığın kıyısındaydı. Hatta Amerika bir insanlık faciasının önüne geçmek için, Japonya'ya temel gıda maddeleriyle dolu yük gemileri göndermek zorunda kalmışlardı.
1960'ta Başbakan Hayato Ikeda, yurttaşların gelirlerinin on yıl içinde iki katına çıkacağına söz verdi. Hedef fazla iddialı görünüyordu ama yedi yılda bu noktaya ulaşıldı. Japonya yaptığı atılımla Fransa, Ingiltere ve Almanya'yi geride bırakıp, Birlesik Devletler ve Sovyetler Birligi'nin ardından, dünyanın ücüncü büyük ekonomisi olmayı başarmıştı.