Geçmiş çok mu önemli? Geleceğimizi oluşturacak kadar önemli mi mesela? Neden geçmişi terk etmek, öylesine bırakıp gitmek ya da kabullenmek bu kadar zor?
Bir şeyler olup bitiyor; belki isteğimizle, belki de olması gerektiği için. Ama kaçını kabulleniyoruz? Kaçına "Tamam, bu da böyle oldu, yapacak bir şey yok." diyoruz? Ya da böylesi bizim için daha iyi diyerek kabullenmiş gibi mi yapıyoruz?
Ama belki de ona zorla dayatılan şeylerle savaşmak isteyenler vardır. Kabullenmesi gerektiği şeyleri kabul etmeyerek kendi kabullerini oluşturan insanlar... Onlar ne yapıyor? Herhâlde sokağa çıkıp bağırmıyorlardır. Acaba içlerinde bir yerde olan geçmişleriyle mi barışıyorlar?
Bence önce kendileriyle barışıyorlar. Önce kendilerini kabul edip, sonra kendilerini tanımaya başlıyorlar. Çünkü bir insan kendini tanırsa ve kendini taşıyabilirse ne başkalarının kabullerine ne de zorla dayatılan kabullere ihtiyaç duyar.
O, kendini kabul ettikten sonra gerisi önemli mi? Rüzgârı da arkasına alır; sonra kim onu durdurabilir ki? Geriye geçmişle yüzleşmek kalır. Onunla barışmak, belki de onu anlamaktır. Ama anlamak yolun yarısıdır. Diğer yarısı da sarılmaktır. Sıkı bir sarılma...
Geçmişe gidin, onu anlayın, onu dinleyin. Gerekirse soru sorun, diretin; ama işin sonunda onu anlayın. Sonra da sıkıca sarılın ve yolu tamamlayın.
Geçmişle barışmak, bize bol huzurlu ve barış dolu bir gelecek inşa eder. O evi dekore etmek de bize kalır. Belki böyle söyleyince yorucu gelmiş olabilir ama bence değer. Hafiflemiş, her şeyden arınmış bir barışa değer.
Barış olduktan sonra da kalan her şey çözülmüş olmaz mı? Tüm zorunluluklar, zorla dayatılan kabuller su olup denizin dalgalarına karışmaz mı? Karışır. Karışır, sonra da akıp gider.
-Şevin Petekkaya