"Yüzün değil, kaderin güzel olsun,"derdi eskiler. Şimdi anlıyoruz neden öyle dediklerini. Çünkü `insana insandan âlâ imtihan yok.`Değeri kime vereceğini iyi bilmelisin. Suyu kıymetsiz, bulana denizi versen de yetmez...”✨
Bozo bitti, Kadir çıktı başımıza olum bu erkekler neden bir bozo yada Kadir olamıyor neden dişil enerjileri bizden daha çok ? Etek kullanımı artık değişmeli :)
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
YTD Şahsi Düşünceler Yanlış da Olabilir
''Piyasalar neden düşüyor? Bu hafta her şey aynı anda düştü. Borsalar, teknoloji hisseleri, Bitcoin. Düşüş öyle sertti ki Güney Kore borsası işlemleri tam yirmi dakika durdurmak zorunda kaldı. Herkes sebebi bulduğunu sanıyordu. Yapay zeka balonu patladı. Ama o cevabın bir sorunu var. O gün sadece riskli varlıklar düşmedi. Altın da düştü, gümüş de. İşte tuhaflık burada. Çünkü yapay zeka balonu patlasa bile altının düşmemesi, tam tersine yükselmesi gerekirdi. Korkan yatırımcı her zaman güvenli limana, yani altına kaçar. Demek ki ortada, yapay zekadan çok daha büyük, her şeyi birden aşağı çeken bir şey var. Onu görmek için bir ipucu yeter. O gün düşmeyen, tam tersine yükselen tek şey. Dolar. İşte sırrın anahtarı bu. Asıl soru "neden her şey düşüyor" değil. Asıl soru şu. Bütün dünya neden aynı anda dolara muhtaç kaldı? Olayı en baştan, sırasıyla kuralım.
Biyolojik İtiraf: Efendinin Silahıyla Özgürleşmek
Sıradan insan (NPC), kendi bilincini, inançlarını ve "özgür iradesini" evrenin merkezinde kutsal birer olgu sanarak yaşar. Oysa çıplak ve acımasız biyolojik determinizm bize bambaşka bir gerçeği fısıldar: Bizler, bireysel hücrelerin, bencil genlerin ve bizi istila eden parazitlerin kendilerini bir sonraki nesle aktarabilmek için inşa ettiği geçici, harcanabilir birer etten robottan ibaretiz.Bunun en pürüzsüz ve çıplak örneği Kuduz (Rabies) virüsüdür.Kuduz virüsü bir memelinin sinir sistemini ele geçirdiğinde, canlının beynindeki ilkel limbik sistemi manipüle eder. Hayvanı aşırı agresifleştirir, salya üretimini artırır ve onda yutkunma felci yaratarak sudan korkmasına (hidrofobi) neden olur. Neden mi? Çünkü virüs hidrofobi yaratmalıdır ki salyadaki virüs konsantrasyonu suyla seyrelmesin; agresiflik yaratmalıdır ki o canlı gidip bir diğerini ısırsın ve virüs yeni bir taşıyıcıya pürüzsüzce kopyalansın. Canlı orada kendi iradesiyle saldırmaz; tamamen virüsün kopyalanma döngüsüne hizmet eden kör bir araçtır.Şimdi aynayı kendimize, yani insan primatına çevirelim:Bizim "bilinç" dediğimiz o karmaşık düşünce yeteneği, "din" dediğimiz o devasa inanç sistemleri ve bizi manipüle eden toplumsal güdülerimiz... Aslında o mikroskobik DNA zincirinin hayatta kalmasını, üremesini ve kendini aktarmasını kolaylaştırmak için evrimleşmiş gelişmiş birer işletim sistemi aplikasyonudur.Hücre (Gen) köleleştirir: Genlerin tek bir mutlak emri vardır: Kopyalan, üre, DNA'yı aktar.Bilinç bu köleliği fark edip delirmesin diye Din afyonunu üretir: Geleceğini öngörebilen insan işlemcisi, günün birinde öleceğini ve sadece geçici bir et çuvalı olduğunu anladığında varoluşsal bir çöküşe girer. Beyin, bu sabote edici çöküşü engellemek için dini kurar. Din bilince der ki: "Hayır, sen geçici bir araç
Felsefe-Düşünce
Vazgeçmek istemez bazen insan
Vazgeçmek neden bukadar zor, Bunu anlayamiyorum ve vazgeçmeyide basaramıyorum. Bitti diyorum bidaha hatirlamayacam diyorum onunla bir an geliyor gözümün önüne Bir sokakta yaptığımız gulusmeler Bir yemeğe yaptığımız yorumlar Bir şarkıya tutturdugumuz ritimler Bir hayal geliyor aklıma o an Onunla olabileceklerin hayali ve o an dünya sanki bana zehir oluyor. sokak aynı sokak olmaktan çıkıyor, yemek lezzetini kaybediyor,şarkılar anlamlarıni yitiriyor, gülmek bile aci veriyor artık bilmiyorum bunun nezaman biteceğini Yada acaba bitmesinimi istemiyorum Bilmiyorum ...
Günaydınn
Menüde Yazmayanlar Tuz menüde yazmaz ama yokluğu hissedilir. Bazı şeyler hayata tat verir ama hiçbir zaman bir başlık altında toplanmaz. İnsan onları ancak eksikliğini duyduğunda fark eder. Menüde yazmazlar ama hayatın tadını onlar belirler. • Bir eve girdiğinde hissedilen o ilk koku. • Bir vedada sarılmanın iki saniye uzun sürmesi. • Gece yarısı telefonun sessizdeyken aslında aranmayı beklediğini fark etmen. • Sana "Her şey yolunda." denirken ses tonunun tam tersini söylemesi. • Bir ilişkinin kavgayla değil, sessizlikle bitmesi. • Bir kitapta altını çizdiğin cümlenin yıllar sonra sana yeniden dokunması. Sonra hayatın küçük şakaları vardır. Telefonunun şarjı %100'ken kimsenin aramaması, %2'ye düşünce herkesin seni bulması. Markete ekmek almaya gidip ekmeksiz dönmen. "Bir bölüm izleyip uyuyacağım." deyip sabahı etmen. Bir odaya neden girdiğini unutup kapıdan çıkınca hatırlaman. Bunlar hayatın güldüren tarafıdır. Ama bir de sessiz tarafı vardır. Eski bir fotoğrafa bakarken özlediğinin insanlar değil, eski sen olduğunu fark etmen. Bir teşekkürün uzun bir konuşmadan daha iyi gelmesi. En çok ihtiyacın olan cümlenin, çoğu zaman kendine söyleyemediğin cümle olması. Belki de hayat, büyük mutluluklardan çok; menüde yazmayan o küçük ayrıntılarla güzel. Bir ses tonu, bir bakış, yarım kalan bir cümle, zamanında gelen bir mesaj ya da tam vaktinde edilen bir sessizlik... Hepsi görünmez. Hepsi sıradan. Ama biri eksildiğinde, hayatın tadının neden değiştiğini uzun süre anlayamazsın. Hayatın en pahalı şeyleri çoğu zaman ücretsizdir; en değerli olanlarıysa hiçbir menüde yazmaz.
Duygu ve Düşünce