Hayatıma girdiyseniz gitmeyin
Herkesin gitmesinden nefret ediyorum. Ne kadar "alıştım" desem de her giden benden bir parça daha alıp gidiyor sanki. İnsan bir süre sonra kimseye bağlanmamayı öğreniyor sanıyor ama olmuyor.Baglandigim bircok insan nedense gitmeyi seçti.Hayatima biri girdiginde ve ben ona bağlandığım da ilk olarak ya o da giderse diye düşünüyorum.Belki de ben fazla abartıyorum,bilmiyorum. Artık kimsenin verdiği sözlere inanmak istemiyorum.Çünkü en çok kirulan ben oluyorum.Ben kaybettiklerime değil, kolayca vazgeçen insanlara kırgınım.Bundan sonra kim giderse gitsin arkasından koşacak olan ben olmayacağım.
Duygu ve Düşünce
bir gün biriyle küstüm sonra nedense yaptığı her haraket itici ve sıkıcı gelmeye başladı. o an fark ettimki aslında o kişiyi güzelleştiren benim. enerjim, sevgim ve birlikte olmamızmış.
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ah’lar Ağacı
Bir ilaç içsem bari diye düşündüm, Biraz kolonya sürünsem, Ferahlasam, pencereyi açsam. Şöyle bir şey yazdım sonra: Yağmur, çamurlu bir elbise dikiyor şehre Sıkılıyoruz hepimiz bu çamurlu giysinin içinde. Berbattı, Bir şiire böyle başlanmazdı. İç ses diye söylendim, Ardından Yıldırım Gürses... Aptal aptal güldüm bir de buna. Ayşecik vazoyu kırıyor Ve ‘tamir et bakalım’ diyordu babasına. Yapıştırsam da parçalarını hayatımın Su sızdırıyordu çatlaklarından. Karnabahar kızartmıyordu asla Başrolde kadınlar. Güçlü bir el silkeledi beni sonra Sanırım Tanrı’nın eliydi. Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan. Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi, Çok şey görmüşüm gibi, Ve çok şey geçmiş gibi başımdan, Ah...dedim sonra Ah! İç ses, diye söylendim Çocukken şöyle dua ederdim Tanrı’ya: Tanrım bana hiç erimeyen, Kırmızı bir bonbon şekeri yolla. Eski tül perdelerden gelinlik biçerdik Kardeşimle kendimize durmadan,
Yorumum:
Eveet sonunda filmi bitirebildim. İlk izlediğim siyah beyaz filmdi. Ayrıca sadece sessiz olması ve çok az konuşma olması da eklenince başlarda garip geldi ama biraz izleyince alıştım. Karakterin dişlilerin arasın sıkışıp sistemin parçası haline gelmesi bence asıl mesajdı. Ayrıca yemek yeme makinesi olayı da "köpek gibi çalışmalısınız"ın bence farklı bir versiyonuydu. Bunun yanında hapishanedeki yaşamın bile günlük hayata yeğ tutuluyor olması ve uyuşturucuya yapılan gönderme de iyiydi. Çünkü filmi araştırırken bu konudan bahsetmenin o dönemler için sıkıntılı olduğunu okumuştum. Bunun yanında uzun süreli kahkahalar atmadım ama güldüğüm yerler oldu. O yürüyüş bile gülmeye sebep zaten uhgıuıfdy ve sonunda her şeye rağmen kıza tebessüm etmesini söylemesi de çok hoşuma gitti.. Bir de sesini duyunca o karaktere tam da o tonda bir ses yakışırdı zaten diye düşünmeden de edemedim nedense. Modern Times böyleydi benim için. Ailecek de izlenebilecek bir film. Velhasıl öneririm :) Şahsen C. C. izlemeye devam etmeyi planlıyorum 😌 Bir de unutmadan jest ve mimiklerin, oyunculukların (ve de kızın) güzelliği daha doğrusu başarısı; konuşmadan da 1 buçuk saatlik filmi izletiyor ve duyguları da yansıtabiliyor. Belki de günümüzde eksik olan şeylerden biri de budur. Ne kadar renk olsa da özellikle de günümüz TV dizilerinin kaçı duyguyu geçirebiliyor acaba?? Tartışılır..

s.âye.

@faydasizfaylozof
·
Charlie Chaplin izleyelim!
Selamlar millet! Geçen günlerde okuduğum bir edebiyat dergisinde Charlie Chaplin ve onun, dönemine göre oldukça cesur olan Modern Times(1936) ile the Great Dictator(1940) filmlerine yer verilmişti ve ilgimi çekti. Şuraya merakınızı celbetmek amacıyla ilk film hakkında birtakım bilgiler bırakacağım. Diğer filmi ise başka bir iletide ele alacağım. Ve aklımda Chaplin'in biyografisine de bir göz atmak var, o da bir başka iletiye inşallah. Şimdi biraz fikir sahibi olalım. Buyurunuz 🫴🏼 •Film, "kültürel, tarihi veya estetik açıdan önemli" olduğu gerekçesiyle dünyanın en büyük kütüphanesi olan Kongre Kütüphanesi tarafından Ulusal Film Arşivi'nde korunmak üzere seçilen ilk 25 filmden biri olma şerefine nail olmuş. •Filmdeki cesurluğun asıl sebebi işlediği konu çünkü 1919 Ekonomik Buhran sonrası insanın "makineleşmesi" ve ilginç(?) bir şekilde de aynı zamanda "koyunlaşması" eleştiriliyor. •Filmde kullanılan hüzünlü tema müziği bizzat Charlie Chaplin tarafından bestelenmiş. Daha sonra ise söz eklenerek "Smile" adını almış ve Joker filminde kullanılmış. Michael Jackson'la özdeşleşen "moonwalk"un tabiri caizse bebeklik adımları da bu filmde atılmış. •1920'lerin sonunda başlayan "sesli sinema" furyası üstünden baskı yapan stüdyolara olabildiğince direnen Chaplin, bu filmde ilk kez sesini kullanmış. Ancak yapılan baskıyı protesto etmek amacıyla "uydurma bir dil"de "Saçma Şarkı"sını söylemiş Ayrıca böyle yaparak aslında "alın size ses ama ben yine kendi bildiğimi okuyacağım" da demiştir bir bakıma. Bunun yanında şarkının sözleri anlamsız fakat Fransızca ve İtalyanca kelimeler içeriyor gibi görünmekte. Komik etki için kasıtlı olarak yarı anlaşılır kelimelerin kullanılması da the Great Dictatör'deki Adenoid Hynkel'in konuşmalarına -ki bu karakter Hitler'in parodisidir-
Bazen sana bakınca şunu düşünüyorum: Biz tesadüfen karşılaşmış olamayız. Çünkü o gün yaşanan en küçük şey bile farklı olsaydı, belki hiç tanışmayacaktık. Ama hayat, onca ihtimalin içinden seni bana, beni sana getirdi. Ve nedense içimde bir his var; sanki birbirimizi bulmadan önce bile, birbirimize doğru yürüyorduk.
Hayata Dair
Nedenler içinde kaybolmuş bedenler, nedense hep kaybedenler
Duygu ve Düşünce