Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince, insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.
İlk kez şimdi anlamıştı Levin. Yalnızca yakın değildi ona Kiti; karısı nerede bitiyor, kendi nerede başlıyor, bilmiyordu artık. O anda hissettiği ikiye bölünmenin verdiği acıdan anlamıştı bunu. İlk anda gücendirdi onu bu. Ama Kiti'ye kızamayacağını, çünkü onunla kendisinin aynı kişi olduğunu anlamakta gecikmedi.
Levin ömrü boyunca yapmaya çalıştığı; ama bir türlü beceremediği şeyi yapmayı denedi gene. Çok kimsenin pek iyi becerdiği, yaşamak için son derece gerekli bir şeydi bu. Aklından geçenlerden başka şeylerden söz etmeye çalışıyordu.
Kiti dönüp bakmadı ona. Arabanın yay sesleri duyulmaz olmuştu artık. Uzaktan çıngırak sesi işitiliyordu yalnızca. Köpeklerin havlamalarından arabanın köyü de geçtiği anlaşılıyordu. Sonra bomboş tarlalar kaldı, her yanda. Köyden uzakta, ıssız şosede yalnız başına yürüyen, her şeye yabancı, her şeyden uzak Levin...
Ama çocukların, davranışları yapmacık olan büyüklere sık sık gösterdikleri –onlara çoğunlukla pahalıya mal olan– o tuhaf çekingenliği, soğukluğu Levin'e göstermemişlerdi. Nasıl olursa olsun, yapmacık bazen en zeki, görüşü en güçlü bir insanı bile aldatabilir. Ama yapmacık ne denli ustalıkla gizlenmiş olursa olsun, en akılsız bir çocuk bile hemen görür onu, bunu yapandan soğur. Levin'in bazı kusurları olsa bile, yapmacık yanı hiç yoktu. Bu nedenle çocuklar, annelerinin yüzünde gördükleri dostluğu, yakınlığı gösterdiler ona.