“Fakat tam bir yetişkin oluncaya dek geçecek olan bu uzun ve korkunç süreyi nasıl geçirmeliyiz ki? Kimse bunu öğretmiyor. Kendi haline bırakılması gereken kızamık gibi
bir şey mi bu acaba? Ama kızamıktan ölenler, gözlerini kaybedenler de var. Kendi haline bırakmak olmaz. Günlerimizi böyle kah bunalıp kah kafamız atarak geçirirken, içimizden geri dönüşü olmayan yollara sapıp hayatı harabeye dönenler, hatta canına kıyanlar bile çıkabiliyor. Olan olduktan sonra ahali, “ Tüh, az daha yaşasaydı, anlayacaktı, biraz daha büyüseydi her şey doğal akışına girerdi, “ diye istedikleri kadar pişman olsunlar faydası yok.”
“Ne hissettiğimi açık açık söylesem öleceğim sanki. Ne hissettiğimi tam olarak biliyorum ama onu açıklayabilecek ne bir isim ne de bir sıfat bulamıyorum. Gerilip kalıyorum sadece, sonra da tepem atıyor. Deliden farkım yok.”
“…Bir an önce şu ahlak kurallarının baştan aşağı değişeceği gün gelse keşke. Bu dalkavukluktan da kendi iyiliğim yerine, başkalarının görüşleri için yaşamaktan da kurtulurum böylece.”
“…Bunların hepsini aklımıza getirip, görüp, düşününce kendimize has özellikleri geliştirmek falan şöyle dursun, pek öyle göze möze batmadan, herkes hangi yollardan geçiyorsa, sessiz sedasız, o yollardan ilerlemek en akıllıcası diye düşünmekten kendimiz alamıyoruz.”