Cengo’nun yeniden Ayla’ya bakarak tırnaklarını kemirdiğini gördüğünde dostça omzuna dokundu. “Bu kadar endişelenme. İyi olacak.”
“Nasıl endişelenmeyeyim?” diyen sesi isyan doluydu. “Orada yatan benim karım!” Koyu mavilerin içinde patlayan şimşekler görülmeyecek gibi değildi. En ters bakışını attı. “Benim yüzümden bu görevde. Benim yüzümden şu an burada. Endişelenmeyip ne yapacağım?”
Zihnimin bilgi açlığıyla dolu olduğu çocukluk dönemimde, babamın kitaplığında yalnızca tanrıtanımaz kitaplar bulabiliyordum. Sayfaları karıştırıp tanrının yokluğunu kanıtlıyordum kendime. Ansiklopedistleri inanılmaz bir sabırla okuyordum. Voltaire’nin felsefe sözlüğünün her sayfası, bana bir hukukçunun tanrının yokluğuna ilişkin kanıt ve görüşlerini sunuyordu.
Aldığım ilk nietzche dozu beni derinden sarsmıştı. Açıkça “ tanrı öldü” diye bağırma cüretini göstermişti. Neeee? Tanrının olmadığını öğreneli çok olmamıştı ki birisi çıkıp öldüğünü ilan ediyordu. İçimde ilk kuşku uyanmıştı. Böyle buyurduğu Zerdüşt’e başladığımın ikinci günü Nietsche hakkında karara varmıştı bile. Nicha çıldıracak kadar güçsüz biriydi, oysa bu dünyada temel olan aklını yitirmemekti. Daha sonra yaşamamın ana ilkesi haline gelen bu düşünceler, ilk vecizemin çekirdeğini oluşturdu:” Bir deliyle aramdaki tek fark benim deli olmamamdır”
Cassian ışığın diğer tarafında beliren şeye hırladı. Beliren kişiye.
Şu anda bana gülümseyen aynı çocuk, hiç şüphesiz, artık gözüme bambaşka görünüyordu.
Siyah saçlar, çarpıcı menekşe gözler.
Çocuğun yüzünü fark edince irkildim, ilk gelişimde gözümden kaçan şeyi. Bakıp da anlamadığım şeyi.
Rhysand’ın yüzüydü. Ten rengi, gözleri...tıpkı Rhysand’tı.
Ama dolgun, iri dudakları... Benim dudaklarımdı. Babamın dudakları.
Kollarımdaki tüyler diken diken oldu.
Oymacı selam vermek için başını eğdi hem selam vermek, hem de onaylamak için. Fark ettiğim şeyin ne olduğunu anlamış gibiydi. Daha önce kime baktığımı ve şu anda kimi gördüğümü.
Yüce Lord’un oğlu. Oğlum. Oğlumuz. Elbette ona hayat verecek kadar yaşayabilirsek.
Öğrendiğim onca şeye ustalaştığım onca lisana rağmen veranda da durmuş bana bakan bu kadına söyleyebileceğim tek sözcük an neeee olmuştu. Tıpkı kuruyan ağzını annesinin memesini emerek ıslatan bir kuzu gibi...
"Ben kendi tarafımdayım." Kanıma bulanmış bıçağı kaplanın boynuna doğru saplamam bir kalp atışı kadar sürdü. Ormanın içindeki kükreme dağlara çarptı, gökyüzünden sekti ve bir ışık huzmesiyle birlikte göğsüme çarptı.
İkimiz de yere devrildik.