İman zayıflığının en açık belirtilerinden biri, nefsin isteklerine boyun eğmektir. Çünkü nefis, insana daima kolay olanı, hoşuna gideni ve anlık arzuları fısıldar. Oysa iman; sabretmeyi, Rabbin rızasını nefsin isteklerinin önüne koymayı gerektirir. İnsan bazen en ağır imtihanını tam da bu noktada verir. Bir anlık öfke, bir anlık gaflet veya bir anlık heves, yılların emeğini zedeleyebilir.
İmtihan anında kaybeden kimse, farkına varmadan isyana düşebilir; diliyle, kalbiyle veya davranışlarıyla Rabbine razı olmadığını gösteren sözler söyleyebilir. Sonra pişman olur, gözyaşı döker, keşke der. Elbette Allah'ın rahmeti geniştir ve samimi tevbe eden kullarını bağışlar. Ancak insan, pişman olmadan önce nefsine karşı mücadele etmeyi öğrenmelidir. Çünkü bazı sözler, bazı kırgınlıklar ve bazı kayıplar geriye dönüşü zor izler bırakabilir.
İlim de böyledir. Bilmek tek başına insanı kurtarmaz. Asıl kıymet, bildiğini yaşayabilmektir. Nice insanlar vardır ki hakikati bilir ama onunla amel etmez. İşte amel edilmeyen ilim, sahibine fayda vermeyen bir yük hâline gelir. İlim, insanı Allah'a yaklaştırıyorsa berekettir; fakat sadece dilde kalıyor, hayata yansımıyorsa kişiye karşı bir delil olabilir.
Rabbimizden niyazımız; bizleri nefsinin peşinden sürüklenenlerden değil, nefsine karşı mücadele edenlerden eylemesidir. Bildiğiyle amel eden, imtihan anında sabrı ve teslimiyeti seçen, her hâlinde O'nun rızasını arayan kullarından olmayı hepimize nasip etsin. Âmin.
Kalemimden dökülenler...
Umm Rümeysa...