Düşüncenin ilişkiye her müdahalesinin, o ilişkiyi mekanikleştirdiğini seziyorum. Bunu keşfettim. Bu benim için çok büyük bir olgudur; bir yılanın ya da bir uçurumun ne kadar tehlikeli ve yıkıcı olduğunu gördüğüm gibi, düşüncenin ilişkiye müdahalesininde nasıl yıkıcı olduğunu görüyorum.
Dolayısıyla, ilişkilerimiz düşüncenin ürünüdür; tahminin, anımsayışın, imgelerin, icat edişin ürünüdür. Peki bunlar ilişki midir? Bunu bu kadar açık seçik anlatınca, "Hayır, elbette değildir" demek kolaydır. Ama kendimizi aldatmıyorsak eğer, bu olgu gerçektende bizim ilişkimizdir. İlişkide incinmek istemem, sizi incitmeyi çok da umursamam ve bir direnç oluştururum ve siz de aynısını yaparsınız. Aramızdaki bu ilişki süreci mekanikleşir ve yıkıcı hale gelir. Biz de bilinçli ya da bilinçsiz şekilde bu mekanik ve yıkıcı ilişkiden kaçmaya çalışırız.
Ancak eski Hintliler ölçümün bir yanılsama olduğunu, çünkü bir şeyi ölçebiliyorsak, onun çok sınırlı olduğunu ve eğer bütün yapınızı, ahlakınızı ve varoluşunuzu ölçmeye, yani düşünceye dayandırırsanız, hiçbir zaman özgür olamayacağınızı söylerler. Bundan dolayı eski Hintliler, en azından benim gözlemlediğim kadarıyla, ölçülemeyenin "gerçek" olduğunu, ölçülebilir olanın ise "gerçek olmayan" olduğunu ifade ederler.
Paylaşmak kelimesi bir ağacın güzelliğini birlikte paylaşmak, bir ırmağa bakmak, tüm hareketi, rengi, gölgeleri birlikte görmek anlamına gelir. Ayrıca paylaşım, bir dağa bakarken ve onun olağanüstü güzelliğini, yüksekliğini, asaletini ve görkemini hissederken, sizin ve benim, her ikimizin de taşıdığı bir sorumluluk içerir. Ve paylaşım ancak, aynı şeye, aynı anda, aynı yoğunlukta bakıyorsak olur.