"Lâ yukellifullâhu nefsen illâ vus'aha" "Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez.”
Şükür Defteri Oluşturmaya Ne Dersiniz?
​Geçenlerde harika bir bilimsel çalışmaya denk geldim: Yirmi insanı 21 günlük bir kampa alıyorlar ve her gün şükran duydukları 5 şeyi defterlerine yazmalarını istiyorlar. Süreç bittiğinde o insanların hayata çok daha olumlu baktıkları, hatta kan basınçlarının ve kalp ritimlerinin bile düzeldiği görülüyor. Bilim bize açıkça söylüyor: Şükretmek kalbe şifadır. ​Aslında bilimin bugün keşfettiği bu mucizeyi, bizler inancımızın ve hayatımızın merkezine taşıyabiliriz. Zaten Rabbimiz Sebe Suresi 13. ayette şöyle buyuruyor: “Ey Dâvûd ailesi! Şükür için çalışın. Kullarımdan hakkıyla şükredenler pek azdır.” ​Şükretmek sadece dilde kalan bir kelime değil; bir farkındalık, ruhun bir çabası. Biz de başucumuza küçük bir defter koysak ve her günün şifasını oraya not etsek ne güzel olurdu değil mi? Böylece hem Rabbimizin o "pek az olan" şükredici kullarından olabilmek için samimi bir adım atar hem de kendi ruhumuza ve bedenimize en güzel iyiliği yapmış oluruz. ​Çünkü kalpten taşan bir şükür, hem en güzel kulluk hem de insanın kendine verebileceği en zarif hediyedir.
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Üç cemre
ÜÇ CEMRE Hayat üç cemreden ibaretmiş; duydum, gördüm ve yaşadım. İlk cemre gözlerime düştü. "Cürmü kadar yer yakarmış" dediler, inandım. Doğrudur sandım ve çocukça kandım. Oysa öyle değilmiş... yanmak şifa imiş. Sonradan anladım. Her zehrin içindeki panzehir gibi, dertte saklıymış devası. Yağmur olup akıp gitsin diye ağladım. Sürdü gitti sefası. Her gözyaşı damlası, kul olmanın ifası. İkincisi yüreğime düştü, ateş olup yaktı. Ceremesi ne ki, dedim. Ateşin kini Âdem'e... toprak çaldı galebe. Kin lanetlendi ebede. Maharet kendi içine bakmak, Hem de ta derine nefsine. Nefsin kefil olur mu şu kibirli cismine? Hangi mührü vurdun, bak hayatın bu resmine? Üçüncüsünü bekliyorum, beni buradan alıp gitsin diye. Üçüncü ve son cemre... Son bir emre kadar tatil edilsin bu sahte hayat. Hesap kesilsin, defter dürülsün; berzahtır gelen... heyhat! Ve sura üflesin İsrafil, kudretin nefesiyle, Göklerle yerin ıstıraplı sesiyle. İlkinde yerle bir kâinat; avdet imkânsız. İkincisi dosta davet, Farz-ı mübin icabet. Ruhu mücerret gibi fışkırsın naaşım yerden. Sizin bildiklerinize yoktur şahitliğim ve nedametim.
Şiir
Kitap defter ve Ayla
Ayla gece gözleri bulaniklasana kadar sofienin dünyası romanını okudu. Gözleri gitgide kötülesiyordu. Peki kötüleşen başka ne vardı? Ayla hakikatlerin peşini uzun bir süre bırakma kararı almıştı. Hatta kendi kendini hak ilhak edendir seni bulup yakalayiverendir, şeklinde bir sözle avutmaya inançlı olmaya çalışıyordu. Tüm bilinçaltini kustuğu sansürsüz yazmaya çalıştığı bir defteri vardı. Fakat kağıtlara bile kusmaya cekindiği kötü şeyler yaşamış olma ihtimali onu derinden sarsıyor. Kimi zaman hezeyana kapılmasına sebep oluyordu. Kimdi o ? Sahi gerçek diye bir şey var mıydı? Yoksa hayat yalanlarla bezeli bir pinokyo muydu? Kimsenin onu anlamadığı hissinin evrensel bir yönünün olduğunu biliyordu fakat ona has bazı tuhaflıklar hayatında vuku bulmasından öte Ayla en anlaşılmayan ve anlaşılamayacak insanlardan biri olduğuna kanaat getirdi. Ayla günden güne soluyor içten içe çürüyor fakat psikolog ve psikiyatristi de dahil kimse onun duygusal ihtiyaçlarını anlamaya gayret sarfetmiyordu. Çünkü bazı psikologlar ve psikiyatristler mesleki deformasyon olarak görülebilecek bir duyarsizlaşma sergiliyordu. Empati yorgunu sağlık calisanlarindan da empati yoksunu halktan kesimden de umudunu kesmeye başlamış tüm umudunu her zamanki gibi kendine içindeki babasından kalma yadigar olumlu duygulara bağlamıştı.
Kendi kalemimden
Nûr-u Ahmed'îm Sînemde bir nur-ı evvel gizlidir; Kandîl-î ruhum onun cemâliyle yanar. Ben o levh-i münevveri okumam, Zira aşk-ı Mustafa kelâmdan müstağnîdir. Bir name-i rahmet dokunur derûnuma, Ne ses ister, ne izhar-ı san. Ben o nefesle dirilirim, Alem susar, kalbim 'Habib' der. Bir seyr-i sidre olur içimde, Akıl acze düşer, gönül semâ eder. Ben nûr-u Ahmedî'yi görmem, Lakin görmeyenin kalbi nasıl yanmaz? Hâli ketm olunur mu bu muhabbetin? Vecd perdesi titrer, Yürek bir niyaz taşır: Ne şikayet, ne pazar. Ya Resûl, Ben seni sükûtla severim; Çünkü söz, makamına yetmez. Adın, gönülde bir zikir; Ruhta bir sekinet-i lem'a. Ve ben bilirim: Kader bir defter yazmış,
Karanlık karanlığı kovmaz;sadece aydınlık bunu yapabilir.Nefrer nefreti kovmaz;sadece sevgi bunu yapabilir.