Sevgiliyi gören gözlere bakmaya doyamazdım. Onlar Ensar ve Muhacir olarak kol kola girdikleri gün aralarında olamadığım için ağlar, saadet çağında yaşayamadığım, Sevgili’yi bir kerecik olsun göremediğim için hayıflanırdım. Bu yüzden onlar benim için gökteki saadetin adıydılar, belki açamayan goncaların karanlık tarlasında birer çolpan; gökleri ayakta tutan dağlar gibi birer demirkazık ve umutları hüzünle büyüten birer kervankıran idiler.Onlar gerçeğin ruhuna üfleyip hayatı sevgiyle yorumlamışlardı. Onlar insanlığın yağmalanmış kuyularına düşen rahmet damlaları, onlar kör fikirlere serinlik diye yağan damlaların içindeki cevher idiler. Zulmün ağırlığında sabır taşlarını çatlatarak parlamışlardı. Hakikatin dile getirilemediği en şedid günlerde boğuk sancıları saplanmıştı böğürlerine arsızca ve yazık ki o vakit, sahralara ikiyüzlülük yayan zalimler, mutlu şarkılarını alıp gitmişlerdi onların.Belki de bu yüzden, şimdi içlerinden herhangi biri gülümseyince nur içinde nur oluyor; ışk ışık sesleri ekilip yüreğime,sürur üzere sürur oluyordu.