Bu satırları tükenmez kalemle yazıyor olmamın temel nedeni hayata atıfta bulunmak. Zamanımız, ömrümüz ve etrafımızdaki her şey istesek de , istemesek de akıyor ve geri alınamaz bir şekilde yaşanıyor. Bazen üzerlerini karaladığımız satırlar kabuslarımıza dönüşüyor, olduğumuz ve olmak istediğimiz kişiler birbirlerine ulaşmak için zıt yönlere koşuyor ve biz neden birbirlerine ulaşamadıklarını sorguluyoruz. Hiçbirimizin durup aynadaki yansımamıza bakmaya, kendimizi tanımaya zamanı yok. Ve bazen öyle şeyler yaşıyoruz ki; son buymuş gibi geliyor. Buradan sonrası olamazmış gibi. Hissizleşiyoruz, korkuyoruz, kaçıyor ve saklanıyoruz; kendimizden. En sonunda da yeniliyoruz. Her şeye geç kalıyor, asla tam anlamıyla mutlu veya başarılı olamıyoruz. Gökyüzüne bakarken dünyanın döndüğünü göremiyor; yarın için hava durumunu merak etmekten öteye gidemiyoruz. Nefes alamadığımızı sanıyor kendimizi boğuyoruz.
Halbuki hayat sonunun ne zaman geleceğini bilemediğimiz bir yürüyüş yolu. Bazen mola vermek için duruyoruz, yan yollara sapıyoruz, karşılaştığımız kişilerle konuşuyoruz ve ortak hayaller kuruyoruz. Kimimizin yolu kolay, kimimizinki zor. Ama bu dediklerim dünya üzerindeki son anlarını yaşayanlar için hiçbir şey değiştiremeyecek. Onlar çoktan altında dinlendikleri ağaçtan bir ip sallandirdilar. Onların yoluna çıkamayıp bir şeyleri değiştiremedigimiz için biz de bir şey yapamayiz. Sadece geçtiğimiz yolu ne kadar güzelleştirir, karşılaştığimiz insanlara ne kadar kibar davranırsak, yolun sonunu beklemeye sabrı olmayanların o kadar sabırlı olmalarını sağlayabiliriz.
Sizi asla tanıyamadım ve taniyamayacagim, gökyüzüne bakamadığınız için üzgünüm. Yarının hayali bize, yaşayanlara kaldı
~Dünya üzerindeki son anlarını yaşayanlar'a.