Kabul edelim, Franz Kafka artık çok popüler, herkesin okuduğu bir yazar. Bu tavra karşı çıkan biri olarak adamı daha okumadan antipati duyuyordum. Çünkü herkes okuyordu, herkesle benim ne gibi bir ortak paydam olabilirdi ki...
Hatta öylesine yabancılaşmıştım ki konuya -Franz Kafka ve daima sömürülen bir Yahudi soykırımı- Milena'ya Mektuplardaki Milena ile Anne Frank'i aynı insan sandığım bir dönem bile olmuşu (kahkaha atıyorum)
Sonra bir yazıyla karşılaştım, tabii aradan seneler geçmiş.
Franz Kafka babasından bahsediyor. Böylesine kırılgan biri olabilir mi? diye dehşete düşmüştüm. Dönüşümü yıllar evvel okumuştum elbette ama anlamamıştım. Ne yani bir sabah kalkıyor ve böcek oluyor filan. Meğer o iş öyle değilmiş :) Öyle kırılgan, hassas, duygusal bir adammış ki, çocukken babasının ona söylediği en ufak şeyi bile unutamamış yara açmış içinde. Hayatını okudukça kendimden parçalar buldum. Bu kırılgan ve masum adamı okumalıydım. Dönüşümü baştan okudum. Bir sabah böceğe dönüşüyor çünkü o iki yüzlü hayat ona BÖCEK gibi hissettirmiş. Franz Kafka BÖCEK gibi hissetmiş kendini, öyle güçlü bir hismiş ki bu, böcek olarak uyanmış bir sabah. Çirkin ve işe yaramaz, itici bir BÖCEK. İnsan formundan evrilmiş ama içinde o hep öyle hissetmiş. Onu işe gitmemekle darlamışlar bir de, acımasız olmaya, umursamamaya devam etmişler, o da hep yabancı kalmış ailesine de toplumuna da.. Böyle işte, aklımda kalan bazı ayrıntılar... Hayatını okuduktan sonra dönüşüm öyküsü bende anlam kazandı, Dava'da aniden tutuklanması da buna bir örnek. O hiç işlemediği suçların cezasını çekti ve bunların en büyük nedeni de babasıydı. İşte onu anlamak için bu kitabı okudum. Kafka zayıf, çelimsiz, kırılgan bir çocukmuş, işte onu Kafka yapan da buymuş. Kıyamam sana be adam..
Artık Franz Kafka'ya antipati duymuyorum