Ötede, gökyüzünde, atmosferin üst tabakalarında bulutları hızla sürüklerken dünyaya dokunmayan rüzgârlardan biri esiyor. Çok hızlı ve dramatik bir hareket bu.
...
Kısacık bir an, sessizliğin içinde, bütün dairesel hareketlerin farkına varıyorum: bulutlar, kuş, yapraklar, karıncalar, atomlar.
İsimlerini unuttuğum parçacıklar içimden hızla geçip gidiyor.
Uyumadan önce son kez tuvalete gitmek için kalktığında, ikisinin içeride konuştuklarını duydu. Nell'in sesi öyle samimi, öyle rahattı ki annesi odanın önünde duraksadı, kulak kabartmak için değil, konuşulanlar umurunda değildi; Carmel'i orada tutan, ses tonuydu. Nell'in bu hâlini yıllardır işitmemişti. Bu kız, pazar sabahları muhabbet etmeye annesinin yatağına çıkan, sesi anlam ve neşe dolu kızdı. Carmel iki genç insanın arasındaki samimiyeti kıskanabilirdi ama gerçekten kıskanmıyordu. Kızının gerçek benliğine döndüğünü hissetti. Nell büyümüştü.
İnce bir ciyaklama geliyor dışarıdan bir yerden. Annem arka baçede. Sessizlik. Bir bağırış daha, bu kez daha yakından. Aaahh. Arka kapının açılma sesi, basamakları oflaya puflaya patır patır çıkan Carmel, Ayy, ayy, diyor; sonra kollar ardına kadar açılıyor, Geldin ha, ve sarılma merasimi. Kavuşma videolarına benzeteceksem bu an yetişkin dişi aslanın dev kadife patileriyle vurmak için zıplaya zıplaya normal boyutlu insana gitmesi, onu keçe gibi diliyle yalaması ve zararsızca kemirmesi olurdu. Ama kollarımdaki annem, yaklaşırken göründüğünden daha küçük. Sokuluyor, başının tepesine çenemin altını sürtüyorum.
Niye söylemedin?
Sürpriz yapmak istedim.
...
Ay ay ay ay ay.
Annem aylamayı bırakıp üstümden çekiliyor.
Geldin ha.
Biraz sonra yine normal bir dişi aslan olacak, kayıtsızmış gibi rahat bırakacak beni ve araya sinsice günlük işlerini sokacak.
Annemin kapısında dururken sert kapaklı küçük bavulumun fermuarını açıyorum, en üst basamağa yayıyorum, hırpalanmış eşyalarımı karıştırmak için çömeliyorum. Şarj cihazının karmakarışık kablosunun, kirli iç çamaşırlarının ve terliklerin altında buluyorum anahtarlarımı. Hep bulurum zaten. Anahtarlığın süsü, neon sarısı koca bir Tweety; bir kaşı kalkık, kanat gibi duran karikatürvari elleri belinde. Yatakların, kanepe minderlerinin altında işte bu görüntü pörtlüyor, uzaklarda veya sarhoşken dans pistlerinde bu surat seçiliyor, elime teslim edildiğinde daima bu azarlıyor beni. Araştırmama göre erkek olan Tweety, bunca zamandır benimle, dünyanın öbür yanındaki bir kapının anahtarlarını tutuyor.
Ve o kapının ardında geçmişim var.
Kilit dönüyor -niye dönmesin ki?– ve eğilip yere sere serpe yayılmış bavulumu içeri sürüklüyorum.
Hol güzel oteller gibi kokuyor, portakal ve bergamot, tıpkı buradan ayrıldığım günkü gibi. İlk bakışta, holdeki bankın üstünde duran beyaz ve çivit mavisi minderleri tanıyamıyorum ama elbette fi tarihinden beri buradalar. Carmel'in ne istediğini bildiği, bir aylık bir dönemi olmuştu, dükkânlardaki ürünler ona son derece mantıklı gelmişti ve ev o ay, yıllar boyunca bozulmayacak şekline kavuşmuştu.