Yazarın evrimsel süreçte içgüdüsel hayatta kalma dürtülerini hayal gücüyle birleştirip bu şekilde tasvir etmesi beni kitapta en etkileyen şeylerden biri oldu sanırım. Gerçekten kitabı Buck'ın yani bir köpeğin bakış açısından okuyorsunuz ve bunu hissediyorsunuz. O dayak yerken canınız açıyor, açken acıkıyorsunuz, o avlanırken içinizdeki vahşiliği buluyorsunuz ve o sevgiyle tanışıp gözleri parlayınca sizin de içiniz ısınıyor. Bütün bunlar yazarın güçlü kaleminden olsa gerek.