Dünyadaki evliliklerin küçük bir kısmı, zorla yaptırılan evliliklerdi.Geri kalan çok büyük bir kısmı ise birbirlerini sevdiklerini sanan insanların yaptıklarıydı. Daha doğrusu seveceği insanı bulamadığında, korkudan, bulduğu insanı sevmeye çalışanlar. Hoşlanma hissini aşk sananlar. Her taraf bu tarz çiftlerle doluydu.
Pia Mater benim için tek kelimeyle mükemmeldi.
Nörobilim okuyup aynı anda gerilim, aksiyon ve polisiye tadı almak gerçekten çok acayip bir his. Bilim anlatıyor ama asla sıkmıyor,tam tersine sürekli “bir sonra ne olacak?” diye okutuyor.
Okumadan önce bazı olumsuz yorumlar beni biraz tedirgin etmişti ama açıkçası hiç katılmıyorum. Kitap inanılmaz akıcı. Serkan hocanın kalemi çok net okuru zorlamak için değil, anlatmak ve anlaşılmak için yazmış. Nörobilimle hiç ilgisi olmayan biri bile rahatlıkla okuyabilir.
Bilimsel kısımlar göz korkutmuyor, aksine merak uyandırıyor. Karmaşık terimler arasında boğulmuyorsun. Tam tersine, “beyin böyle çalışıyormuş” diyerek okumaya devam ediyorsun. Bu dengeyi kurmak her yazarın harcı değil.
Karakter isimleriyle ilgili çok yorum gördüm ama ben buna hiç takılmadım. Zaten olay örgüsü o kadar sürüklüyor ki isimlere değil hikayeye odaklanıyorsun. Karakterlere adapte olmakta da zorlanmadım.
Kitap bittiğinde şunu net söyleyebilirim:
Serinin ikinci ve üçüncü kitaplarını kesinlikle okuyacağım. Araya başka kitaplar koymak istiyorum ama bu seriye geri dönmek garanti.
Bilimi sevdiren, merak ettiren ve bunu yaparken okuru yormayan bir kitap arıyorsanız, şiddetle tavsiye ederim.
Serkan KaraismailoğluPia Mater
~
Geceleri onu görmeyi hayal eder ve rüyanın gerçek , gerçeğin de rüya olduğuna inanırdı. O zaman mutlu bir kalple uyanırdı, ancak dehşet onu kara bir dalga gibi yine kaplardı.