“Hayat irade ya da niyetle yönetilmiyor. Hayat bir sinir ve lif sorunudur, hücre sorunu. Düşüncelerimiz bu ağır oluşan hücrelere girip gizlenir, tutkularımız buralarda barınıp düşler kurar. Sen kendini güvenlikte sanırsın belki, güçlü olduğuna inanırsın. Gel gör ki bir odada ya da sabahleyin gökyüzünde gözüne rastgele çarpan bir renk tonu, bir zamanlar sevdiğin bir kokunun beraberinde getirdiği gizli anılar, çoktan çalmadığın bir müzikten bir ezgi, unutulmuş bir şiirin yeniden karşına çıkan bir satırı… İnan bana, Dorian, hayatımız böyle şeylere bağlıdır.”
“Açları doyuruyor, dilencileri giydiriyorlar. Gel gör ki kendi ruhları aç, çıplak. Soyumuzda cesaret diye bir şey kalmamış. Belki de hiçbir zaman yoktu. Toplum korkusu -ki ahlakın temelidir-, bir de dinin püf noktası olan Tanrı korkusu: Bizi yöneten iki şey işte bunlar.”
Yeni dünyanın ilerleyişiyle Amerikalaşan gözlerim, yapılması gereken ama yapılmayan şeyleri görmeye devam ediyordu; yüzlerce yıldır yapılmamış olmalarının başka bir nedeni yoktu. Üzücü şeylerin en üzücüsü ister bir insan ister bir ülke olsun, insanın kendi sevdiğinin hatalarını ve başarısızlıklarını görmeye başlamasıdır.
Sayfa 233 / Türk-Yunan Çekişmesinde Bir Çocuk (1900-1930), Demetra Vaka Brown