En büyük arzumuz Mevla'nın sevgisini kazanmak yanılgısı.
​İnsan hiç vakıf olmadığı bir şeyi arzulamaz mı? Mevla'nın ruhundan üfleyip yarattığı kulu, ne ola ki O'nun sevgisini arzuluyor? O, "Ben size şah damarınızdan daha yakınım," dediği halde kul O'nu nerede arıyor? Nefsinin arzuları ardında kalan bu nidanın sesi neden kısık? ​Adres bu kadar sarih iken "Yok, yok... Ben Allah'ı arıyorum ama şu aradaki yolda bulsam olmaz mı?" demek değildir de nedir bu? " Sen varsın Rabbim ama seni öncelersem..." diye başlayan her cümle; zaten aslında sende olan, seni seven lakin senin kaybettiğini sandığın Rabbinden dünya çıkarları için bilinçli kaçışındır. Kaybetmeyi seçip, sonrasında en yakında olanı en uzakta aramak gafilliğine mütemadiyen düşmüyor muyuz? Hasılı... o veya bu sebeple kendimizden kaçmıyor muyuz hep? Vesselam... Hfz.ش🌾 17.haziran.2026 ☀️'e risâlelerim...
Duygu ve Düşünce
Uçuş...
Çimenler, çiçekler... Tüm yeşiller bir aradaydık. Sakinceydik ve sessizce... Gökyüzü mavi değildi başka bir renge bürünmüştü gözlerimde. Güneş magenta yayıyordu etrafa. Uyanmak istiyordum uykumdan Olmuyordu. Böylesine ölmüş, donmuş olamazdım. Böyle bir hortum, alıp götüremezdi her şeyi. Çok zalimce... Böylesine savrulmamalıydı insan, önüne geçilemez. Peşini bırakamaz sille. Duramaz ki öyle kolay, öyle öfkeli bir fırtına. Bilemem sebebini, kapısını mesela, nerede beslediğini. Boğucu magenta gökyüzü, bilmeliydin! kaldırımlar üzerimden geçiyordu. O yüzden bir yere varamazdım hiç. 17 Haziran 2026 Sevim su
Şiir
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İzmir Fuarı (Doksanlar)
Yaz aylarının en güzide günlerinde İzmir'de bir telaş başlar. Sanki bu şehrin bütün vatandaşlarının ortak düğün yeri sayılabilecek bir davete çağrıldıkları mekân oluverir... Bir birinden renkli ışıklar, oyuncak silüetletlerini ütopya gibi aydınlatır, insanların birbirlerini zor duydukları bu alanda ara verilmeden mezdeke türü şarkılar çalardı. Renk cümbüşü, çizgileri zebra sırtını andıran helyum balonları, çocukların bileklerine bağlanır, iki yana sallanarak yürüyen her tıfıla refakat eden bu ruhsuz nesneler, şimdiki çoğu insanlardan daha zararsız ve sadık birer arkadaş olmayı başarırlardı. Basmane kapısı, diğer adıyla dokuz Eylül kapısı olarak bilinen fuarın girişinde sizi mükemmel bir palmiye persfektifli yol bekler. Bu ağaçların muntazam dizilişi ve aynı zamanda parke döşeli uzayıp giden alanda tam karşılıklı olması, sizi selamlamak üzere bekleyen bir asker kıtasına benzer. Kahve tonu gövdenin tepede başlayan yeşilinin de aynı hizada oluşu bu yolun görenleri hayran bırakmasına yeter. İç kısımlara gidildikçe yayılıp büyüyen koruluk alanlar sizi ufakta olsa bir orman gezintisine çıkarır. Günümüzde luna parkın bulunduğu yer öncesine göre biraz daha içeride kaldığından çocukluğumun verdiği o heyecanı artık orada görememek beni üzse de bunu fuarın eski zamanlardaki hâlinden çok yaşımın kemâle erdiği için bana böyle geldiğini düşünürüm. Nerede o eski bayramlar sözüyle mukayese edildiğinde hiç de kötü bir örnek olmayacak derecede çocuklara hâlâ bayramlar aynı ise, fuar içinde bunu söylemek mümkün. Fuar bir hâyâl alemi gibiydi. Neredeyse her yerden görülen ege güneşi, bu âleme kuş bakışı bir imkân sağlıyor, herhangi bir sepetine bindiğinizde içinde bulunduğunuz zamanda yükseldikçe, aşağıda başka başka uğraşlarla meşgul olan insanlar sanki size usta bir fotoğrafçı
İnsan ve Duygular
Ters köşe bir düşünce
Bilmiyorum şimdi nerede kiminlesin ama gelmediğin her gün için pişman olacaksın ve beni de pişman edeceksin yolu mu bilmiyorsun gelmek mi istemiyorsun yoksa daha nasibinden haberin yok mu gel ey gönülyarem gel ey ciğerparem sen geciktikçe kalbimi başkaları parçalıyor çok geciktin biliyorum bir yerlerde sende beni düşünüp benim diğer yarım nerede diye hayıflanıp duruyorsun biliyor musun tabii ki bilmiyorsun bu kadın çok yorgun çok kırgın o seni bulamaz ki senin çıkıp gelmen lazım benim imkanlar içinde imkansızlık yaşıyorum sen varsın ama sensizlik yaşıyorum ey sevgili canım var cansız yaşıyorum gelince habersiz gel gel ki kurumuş çöllerde çiçek açsın kurumuş ağaçlar yeşersin bir yağmurla gel bir rüzgarla gel bir güneşle gel bir selamla gel aniden gel ki kalbimdeki bu kanayan yaraya merhem ol öyle bir gel ki gelmediğin günlere üzülmeyi bırakıp geldiğin her an için şükür edeyim dua edeyim gel ki seni senden çok seveyim gel şu gönlüme bayram olsun ama gelemezsin sen sen sadece seni seversin değil mi sen sadece korkaksın sen asla ben olamazsın ve sen asla ruhumun özü canımın yarısı olamayacaksın çünkü sen bencil ve korkaksın sen benim sevgime layık olamazsın o yüzden gelme şifa olsanda derman olsanda çâre olsan da gelme olmaz ya ama ola ki gelirsen haber et ki geldiğin yerlerde olmayayım bana hasret kal ey sevgili sesime yüzüme hasret kal seni hiç sevmeyecek bir ben
Alıntı
Evet İstanbul nerede kalmıştık? 📣🙏Aylar sonra yeniden İstanbul’da okurlarımızla buluşacak olmanın heyecanını yaşıyorum🥹😊😍🙏💐 Kıyı’da dergi yazarı olarak 20 Haziran Cumartesi saat 16:00-17:00 arasında 13. Uluslararası Sarıyer Edebiyat Günleri’ne imzaya bekliyoruz..Kıymetli yazar arkadaşlarımla oradayız..2 yıldır keyifle katıldığım Sarıyer Edebiyat Günleri’nde bu yıl da varım🥹😍🙏 Denizin mavisiyle doğanın yeşilinin buluştuğu,sanatın birçok dalının festival havasına dönüşen bu harika etkinlikte, edebiyatla Kıyı’da buluşalım.. “İstanbul’da ne zaman imza günü?” sorularına da gelsin sevgili okurlarımız🙏😊 ✍️ 📖 Bekliyoruz..Çok teşekkürler emekleriniz için sevgili Cemre Kılıç ve @kiyidadergi ailem💐⚓️ Kitap kokusunun deniz kokusuna karıştığı edebiyat,sanat dolu alana bekliyoruz..Kireçburnu Haydar Aliyev Parkı..20 Haziran saat 16:00... #sarıyeredebiyatgünleri #kıyıdadergi #sarıyer #imzagünü #söyleşi Çok teşekkürler emekleriniz için @sariyerkultursanat
ah ah nerede artık bu fiyatlar...