Aslında bu kitap benim okuyacağım türde bir kitap değil fakat benim doğup, büyüdüğüm ve hâlâ ikâmet etmekte olduğum semtle alakalı olunca kitabı okumayı kendime farz bildim. Bomonti semtinin tarihinin derinliklerine inerek bu semtin ruhunu daha iyi tanımak beni hem neşe hem de üzüntü içinde bıraktı diyebilirim. Eski Bomonti de komşuluk, mahalle kültürü, yardımlaşma, samimiyet ve çocukken çocukluğumuzu yaşayabildiğimiz sokaklar vardı. Eskiden sanayi ve gecekondu bölgesi olan semt Dolmabahçe ve Kağıthane tünellerinin yapılmasıyla otel ve rezidans bölgesi olup çıktı bu durum semtte arsa, konut ve iş yerleri fiyatlarının astronomik rakamlara ulaşmasına neden oldu bu sebeple birçok arkadaşımla semtten ayrıldıkları için artık görüşemez olduk. Yüksek yapılı yeni Bomonti her kesime yaramadığı gibi bir de eski yerleşimcileri zoraki yerinden etti.
Yaşanmış gerçek bir hayat hikayesi okuyacağımı biliyordum ama bir anne ile oğlunun çırpınışının içimi bu kadar yakacağını hiç tahmin etmemiştim. Sualp için ilkokula kadar her şey çok güzeldi. Kuşların sesini dinleyen, abisi Cenk ile oyunlar oynayan, etrafına neşe saçan farkındalığı yüksek bir çocuktu. Ancak okul sıralarına oturduğunda dünyası aniden değişti. Sualp ne kadar çabalarsa çabalasın tahtadaki harfler yer değiştiriyor, sayılar anlamını yitiriyordu. Öğretmeni sadece dikkat eksikliğinden şüphelenip durumu annesine söylese de çevre çok acımasızdı. Küçük Sualp tembel, ardından yapılan yanlış testler yüzünden zekaca geri yaftası vurulup ait olmadığı bir yalnızlığa bırakıldı.
Annesi Fehime, oğlunun gözlerindeki o sessiz çığlığı fark ettiğinde hayatının en büyük sınavı başladı. Hastane koridorlarında geçen bitmek bilmeyen testler ve okul değişiklikleri onları çok yıprattı. Uzmanlar bu durumun bir hastalık olmadığını, ömür boyu sürecek ağır bir DİSLEKSİ, yani özel bir öğrenme farklılığı olduğunu söylediğinde Fehime dünyada tek başına kaldığını hissetti. Çünkü bundan sonra onları dışlanmaların, ön yargıların ve zorlu bir kabullenme sürecinin olduğu bir yol bekliyordu.
Kitap, disleksinin asla bir zeka geriliği olmadığını, beynin bilgiyi tamamen farklı işleme biçiminden kaynaklanan nörogelişimsel bir durum olduğunu tıbbi altyapısıyla anlatıyor. Klasik yöntemlerle öğrenemeyen çocukların zihninin aslında nasıl özel çalıştığını söylüyor. Bir yanda kendini herkesten farklı hisseden bir çocuk,diğer yanda onun için mücadele etmekten vazgeçmeyen bir anne...
Bence kitap, bir çocuğun dünyasında sevginin neleri değiştirebileceğini gösteren çok kıymetli bir rehber.
Farklı öğrenen çocukların anlaşılma çabasını Okurken kendime sordum; bizim çocuklarımızdan beklediğimiz başarı
Karışık HarflerHatice Ildıroyuk · Patara Kitap · 20262 okunma
Asiye 1, aslında komik bir kitap. Halenur Çalışan Gürbüz'ü Bilge Çocuk'ta yayınlanmış Dayım ve Ben adlı köşesinde görmüştüm. Kitabı okudum ve bitirdim. Komik bir kitap. Olaylar Asiye'nin içindeki rahmetli babaannesi Deli Asiye'nin onu yönlendirmesiyle olaylar başlıyor. Bir de arkadaşları Neşe ve Sevilay'da ona destek verince maceralar kontrolden çıkıyor. Açıkçası Asiye olayların sonrasını düşünemiyor. Hedefine ulaşmak için haylazlık yapıp ulaşıyor ancak bir süre sonra amacı onun için kötü oluyor çünkü pek empati kurmuyor. Hatta "Ben, Deli Asiye'nin yönlendirmesiyle bunları yaptım." diyor ama olmuyor. Eğer sizde okulu sevmiyorsanız ya da okulda haylazlık yapınca ne olacağını merak ediyorsanız Asiye 1'i okuyabilirsiniz.
(Not: Lütfen bu kitaptaki davranışları yapmayın yoksa kötü sonuçlar doğurabilir. Benden söylemesi.)
Aslında daha önce okumuştum ama “Ermiş’in Aşk Mektupları” Ermiş’in hikayesini okuyunca tekrar okumak istedim Bir çok konu hakkında felsefi içerikler var.
“Sevinç ve kedere dair;
Bazılarınız der ki , ‘neşe kederden daha yücedir’ ve bazılarınız da şöyle der, ‘ hayır keder daha yücedir.’
Fakat derim ki ben de , etle tırnaktır onlar. Birlikte gelirler ikisi, biri size eşlik ederken bilin ki diğeri yatağınız da uyumaktadır.”s.26
ErmişHalil Cibran · Karbon Kitaplar · 201985,3bin okunma
'Sevgili Dost', sık sık bu kelimelerle başlayan deneme tadında mektuplar okuyoruz. Bakın yazar bu iki kelime için ne diyor:
"Her defasında bu iki kelimeyle başlıyorum mektubuma. çünkü bu iki kelimeden her biri, gücünü diğerinden alıyor. Sevgili olunmadan dost, dost olunmadan sevgili olunmuyor. eğer bir ruh beraberliğiyse dostluk, iki ruhu bir kılan nedir?"
Olay yok, yazılan mektuplar birçok duyguyu taşıyor. Bizi içsel bir yolculuğa çıkarıyor. Kâh çocukluğunuza gidip kanayan dizinize üflüyorsunuz kâh yetişkinlik döneminde kendinizi anlatmadan sadece anlaşılmayı bekliyorsunuz. Hüzün de neşe de var kitapta. Yalnızlık, kırgınlık, umut, inanç... Her 'Sevgili Dost' dediğinde sırtınızı sıvazlayan bir dostla konuşur buluyoruz kendimizi.Yazarın kendi yazdıklarının yanı sıra derlediği alıntılar da çok kıymetli. Bu sebeple her sayfasında çizecek birkaç satır buluyorsunuz. Hem öyle bir defa okuyup rafa kaldırmaya gerek yok. Görünür bir yere koyun ara ara 'şu sayfanın şu satırı' diyerek açıp okuyun, belki nefes olur.
Eser, hem dönemin siyasi atmosferini hemde bireysel adanmışlıkları vurucu bir dil ile anlatırken aynı zamanda bireyin toplum içindeki varoluş çabasını ve inandığı değerler için ne kadar ileri gidebileceğini de gözler önüne seriyor... Yazar hikayenin geçtiği dönemin ruhunu okuyucuya o kadar çok hissettiriyor ki kendinizi eserin kahramanı ile olayı yaşarken buluyorsunuz...