“Utanç tehdidi kızların yakasını bırakmıyordu. Giyim ve makyaj tarzları hep bir şekilde fazla bulunuyordu: fazla kısa, fazla uzun, fazla açık, fazla dar, fazla göz alıcı.. Ayakkabılarının topuk yüksekliği, kimlerle görüştükleri, nereye gittikleri, eve kaçta döndükleri, aydan aya apış araları, her şeyleri toplumun tamamının didikleme konusuydu…. Hiçbir şey, ne zeka ne eğitim ne güzellik, hiçbir şey bir kızın cinsel itibarı, yani evlilik piyasasındaki değeri kadar önem taşımıyordu… “Evlenmeden önce biriyle yatarsan, kimse seni istemez,” denir; bu sözle kastedilen piyasanın erkek tarafının ıskartası, yani sakat, hastalıklı ya da daha da kötüsü boşanmış bir adam hariç “hiç kimse”ydi. Evlenmeden çocuk doğurmak, bir kadın için hiçbir değerinin kalmaması, suçunun meyvesiyle onu kabul etme fedakarlığını gösterecek bir adamın karşısına çıkması dışında bütün umudunu yitirmesi demekti.”