Umut ediyorduk, dünyanın sihirli bir yer olduğuna inanıyorduk, çünkü bunca kötülüğün, çaresizliğin, el konulan şiir pusulalarının ve yere düşen saç tokalarının arasında da bir aşkın yaşayabildiği, çünkü içinde “Bu mektubu bulan bana bir mektup yazsın,” diyen bir pusulayla denizleri aşıp, oturduğumuz sahile vuran şişelerin bulunabildiği bir dünyada yaşıyorduk.
Bir okuyucu için, New York, Prag, Berlin’de olup orada geçen kitaplar okuyarak saatlerin akıp gitmesine izin vermek kadar romantik bir okuma yöntemi olabilir miydi?
“Herkes anı yaşa der ya. Söylemesi kolay, anı yaşamak ne demek ki? Esasen anı yaşamak, şu anda yaptığımız şeye tüm kalbimizi vermemiz demektir. Nefes alırken sadece soluğumuza, yürürken sadece adım atmaya, koşarken sadece koşmaya odaklanmak demektir. Her seferinde tek bir şeye odaklanmak yani. Geçmişi ve geleceği unutmak.”
“Ya…”
“İçinde olduğu anı yaşayan kişinin tutumu hayata karşı olgun bir tutumdur.”