Her alanda dolaşmaktan belirgin bir rota tutturamamış olan hayatlarımızı işe yarar kılan, mihverimiz olacak bir tutamaktır yazı. Sayesinde tüm dağınıklıklarımızı ona dizer kolye yaparız.
Neden tam anlamıyla güvenemediğimi buldum danıştığım uzmanlara: Hakkı değil, huzuru esas alıp hakkın ortaya çıkmasına değil, her birimizi mutlu etmeye çalıştıklarından. Oysa ben Hakkı duymak istiyorum, haklısın diye duymak değil. Hepimiz asıl ben haklıyım diyoruz zaten. İşin ehli birisinin kimin haklı olduğunu söylemesi gerekmez mi ? Asıl huzur kendini haklı görmek değil, haklıyı haksız doğru bir şekilde bilmekte zira.
"Eksiklik arayacaksan kendinde ara!" dediler. İnandık hem de tüm benliğimizle. Başladık içimizi kazmaya. Bulduğumuz her eksiklikte özsaygımızın bir kısmını kaybettik. O eksiklik elimizde, gözümüzün önünde kalakaldık. İnsan içine çıkamaz hale geldik. Oysa eksiğimizi bulduğumuzda ne yapacağımızı da söylemeliydiler. Onu nasıl tamamlayacağımızı, bunu yapamıyorsak onunla nasıl yaşayacağımızı ya da ne ile telafi edeceğimizi.
Oysa ben sadece söylemekle mükelleftim. Sonrasında olacakları bildiğimi zannedip en baştan bütün dönemeçleri hesaplamak da nereden çıktı? Tanrı mıyım ben? Her şeyi mi biliyorum? Gidişatı yola koymak gibi bir kudretim mi var? Hayal gücünü başkalarının ne yapacağını tahmin etmek de harcamak yerine, kendi yapabileceklerine kanat takmak için kullansana!
Açılıyorsun ama dönebilecek misin geriye? Dönmeyiveririm ben de diyebilir misin? Var mı o kadar gücün? Bu korku dolu uyarılara kulak asarsan yaşayıp durduğun kıyıyı hiç bırakamazsın. Kulaklarını tıkarsan bu sefer de tedbirsiz açılır, ilk fırtınada batar gidersin.