Mutluydum; biliyordum bunu. Bir mutluluğu yaşarken onu kavramamız zordur; ancak o geçip de arkamıza baktığımız zaman, birdenbire biraz da hayranlıkla, ne kadar mutlu olduğumuzu anlarız.
Dorothy hayatın doğası üzerine düşünmeye başladı. Doğuyor, altmış-yetmiş yıl yaşıyor, sonra ölüyor ve çürüyüp gidiyordunuz. Hayatınızın her anı, eğer nihai bir amaçla kurtarılmamışsa, asla kelimelere dökülemeyen ama yüreğinizde gerçek bir sancı olarak hissedilen türde gri bir niteliğe, bir terk edilmişlik haline bürünüyordu. Hayat, şayet gerçekten mezarda son buluyorsa, felaket, korkutucu bir şeydir. Öyle olmadığını savunmak nafile. Hayatı olduğu gibi bir düşünün, hayatın ayrıntılarını düşünün, sonra mezardan başka hiçbir anlamı olmadığını düşünün. Kuşkusuz sadece budalalar ile kendilerini kandıranlar ya da olağanüstü şanslı bir hayat sürenler bu düşünceyle irkilmeden yüzleşebilir.
İnançlar değişir, fikirler değişir ama ruhun derinliklerindeki bir parça hiç değişmez. Tanrı inancı yok olabilir ama inanca duyulan ihtiyaç sabit kalır.