Bütün bu karışıklığın altında, fazlasıyla kararlı, fazlasıyla kusursuz bir şey bulunduğunu hissediyordum, sanki Fanshawe'un gerçekten arzuladığı tek şey, sonunda başarısızlığa uğramaktı, hatta kendisine karşı bile.
Sorunları çözdüğümü iddia etmiyorum. Sadece şunu söylüyorum: Öyle bir an geldi ki artık olup bitene bakmaktan ürkmez oldum. Arkadan sözcükler geldiyse bunun nedeni, onları kabul etmekten, üstlenmekten ve nereye götürürlerse oraya gitmekten başka çaremin olmamasıydı. Ama bu, sözcükler mutlaka önemlidir demek değil. Bir şeye veda etmek için çok uzun zamandır mücadele ediyorum ve önemli olan da bu mücadele. Hikâye sözcüklerde değil, mücadelede.
Her şeyi oluruna bırakmak yetmiyordu bana. Her şeyi sarsmalı, karar noktasına getirmeliydim. Kendimden hâlâ kuşku duyduğum için riske atılmalıydım, olabilecek en büyük tehlike karşısında kendimi sınamalıydım.
Kendi karanlığıma girmiştim ve orada her şeyden çok daha korkunç olan şeyi öğrendim: cinsel arzunun aynı zamanda öldürme arzusu da olabileceğini ve insanın ölümü, yaşama yeğleyebileceği bir ânın da gelebileceğini.