Jünger'e göre biz "yüzeyindeki buz sıcaklığın değişmesi sonucu büyük parçalar halinde çözülmeye başlamış donmuş bir göl üzerinde uzun bir süredir yürümekte olan gezginlerin durumundayız". Acı, buzun çatlaklarından karanlık bir parıltı yayan öğedir. Emniyette olduğumuz şeklindeki aldatıcı his "acının ortalama bir rahatlık uğruna kıyıya köşeye atılmış olmasından kaynaklanır".
Freud'a göre acı kişinin öyküsünde bir engellenmeye işaret eder. Bu engellenme yüzünden kişi öyküsünü sürdüremez. Psişik kaynaklı acılar üzeri örtülmüş, bastırılmış sözlerin ifadesidir. Söz şeyleşmiştir. Tedavi kişiyi bu konuşma engelinden kurtarmayı, öyküsünü tekrar akıcı hale getirmeyi amaçlar. Mösyö Teste'in acısı bir "şey"dir, "dehşetli bir şey". Hiçbir anlatıya uymaz. Geçmişi ve geleceği olmaksızın bedenin dilsiz şimdiki zamanında bekler durur: "Acı aniden ortaya çıktığında geçmişi aydınlatmaz: sadece o an mevcut beden bölgelerine ışık tutar. Yerel bir yankı yaratır [...]. Böylece bilinci kısa, gelecek ufku elinden alınmış, sıkıca sarılmış bir âna indirger [...]. Tarihin her türünden en uzak olduğumuz noktadır burası [...]."
Acı çekme sanatını hepten yitirmiş durumdayız. Acının tümüyle tıp ve eczacılık alanlarına ait kılınması "acıyla kültürel olarak başa çıkma programı"nı bozar. Acı artık ilaçlarla mücadeleyi gerektiren anlamsız bir kötülüktür. Salt bedensel bir azap olarak sembolik düzenden çıkar.