İşte! Her şeyi elde edip bütün arzularını yitirmiş, şımarmış ve yeryüzünde kendinden başka sevecek bir nesne göremeyen bu adam, şu yalancı hayatın bizi ancak kendimize, sevdiklerimize ve başkalarına faydalı olmak noktasında alakadar ettiğini kavramıştı. En yaygın iki ismi Rahman ve Rahim dahi sevginin O’na has bir türü olan rahmetten türemiş Alemlerin Rabbi, belki de beşerden temel olarak bunu istiyordu. Sevmeliydik. Kendimizi, çevremizi, kainatı ve Rabbimizi sevginin bütün ve her örneğe uygun, layık biçimiyle sevmeliydik.
Bütün insanlar birbirine benzer. Çağların ve coğrafyaların ve şahsi hususiyetlerin dekoru bir kenara bırakıldığında insanlar, en azından makro açıdan birbirinin aynıydı. Saf özdeşlik. Bir kase zeytin gibiydi insanlar. İrisi, ufağı, salamurası, selesi, yeşili, siyahı var ancak hepsi mis gibi zeytin.
İncinin özü, insanların özleriyle karışınca ortaya acayip, karanlık bir tortu çıkıyor, sonra çökeliyordu. Herkes Kino’nun incisiyle bir bağ kurmuştu birdenbire, Kino’nun incisi de herkesin düşlerine, yatırımlarına, düzenlerine, tasalarına, geleceğine, dileklerine, gereksinimlerine, tutkularına, açlığına, katılıverdi, tek engel Kino’ydu, o yüzden de garip bir biçimde herkesin düşmanı oluverdi Kino.