Yazmanın bir tür terapi olduğunu biliyor musunuz?
Özellikle içe dönük bireyler için yazmak; duygu, düşünce ve yaşantıları anlamlandırmanın güçlü yollarından biridir. İnsan zihni bazen ifade edemediği yükleri içinde taşır, kalem ise bu yüklerin görünür hâle gelmesine yardımcı olur. Ancak yazının dönüştürücü etkisinden faydalanabilmek için bazı noktalara dikkat etmek gerekir. Amaç sadece yaşananları tekrar tekrar anlatmak değil; duyguyu fark etmek, düşünce kalıplarını görmek ve yaşanan deneyimlere farklı bir perspektiften bakabilmektir. Aksi hâlde yazmak, iyileştirici bir araç olmaktan çıkıp kişinin aynı döngülerin içinde kalmasına neden olabilir. Danışmanlık süreçlerinde de zaman zaman kullanılan yazma çalışmaları; öz farkındalığı artırır, duygusal yükü azaltır ve kişinin kendisiyle daha sağlıklı bir iletişim kurmasına katkı sağlar. Düzenli ve bilinçli şekilde uygulandığında, insanın hem kendisini hem de hayatındaki tekrar eden örüntüleri daha net görmesine yardımcı olur. Bazen değişim, yüksek sesle söylenemeyenlerin sessizce bir kâğıda dökülmesiyle başlar. (A.ka)
Psikoloji
Erkekleri muma çevirme yöntemi
"Bir erkeği muma çevirmenin ilk sırrı, onun savunma mekanizmalarını indirmektir. Psikolojide karşılıklılık ilkesi vardır; sen ne kadar açık, net ve şefkatli olursan, karşı taraf da o kadar gardını düşürür. Yani onu yumuşatmak istiyorsan, önce aranızdaki o 'güvenli alanı' inşa etmelisin."
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Seher vakti esen yeller Efendime selam söyle Dost aşkıyla açan güller Efendime selam söyle Uzatırım yetmez elim methedemez âciz dilim Ravzaya varınca yolun Efendime selam söyle **** Çöl, ovalar tozlu yollar Âşık olan yanar ağlar Aciz gönlüm görmek diler Efendime selam söyle Uzatırım yetmez elim methedemez âciz dilim Ravzaya varınca yolun Efendime selam söyle **** Ebu zemzem sucuları bitmez aşkın acıları Anadolu hacıları Efendime selam söyle Uzatırım yetmez elim methedemez âciz dilim Ravzaya varınca yolun Efendime selam söyle **** Gökyüzünde uçan kuşlar yıldızlar aylar güneşler Hem bacılar hem kardeşler Efendime selam söyle Uzatırım yetmez elim methedemez âciz dilim Ravzaya varınca yolun Efendime selam söyle **** Aşk elinden cismim yâre bulamadım derdime çare Server Nebi Peygambere Efendime selam söyle Uzatırım yetmez elim methedemez âciz dilim Ravzaya varınca yolun Efendime selam söyle **** Çok şükür ulu Allah’a artar aşkım bitmez daha Altınoluk Beytullaha Efendime selam söyle Uzatırım yetmez elim methedemez âciz dilim Ravzaya varınca yolun Efendime selam söyle ****
Bir külah dondurma ve kaybolan yazlar
Dondurma neden hep çocukluğun tadında? Ağzınızdaki ilk soğuklukta ne hissediyorsunuz? Kaymak kaymak gibi değil artık. Çikolata da çikolata gibi değil. Peki, tarif mi değişti, biz mi? Ne zaman dondurmanın adı geçse, ne zaman bir külah alsam, nerede olursam olayım, kendimi bir an için çocukluğumun yaz akşamlarında, Moda’daki dondurmacımızda bulurum. Annem, babam, kardeşlerim ve ben. “Ne’li olsun?” diye sorulduğunda seçim zorlaşırdı. Çikolata mı, kaymak mı? İkisi de güzeldi. Dondurmalarımızı elimize alır almaz erimeye, akmaya başlardı. Eriyen damlalara yetişmeye çalışmak başlı başına bir oyundu. Sonrası hep beraber Kumlu Park. Çocukken de adına Kumlu Park mı derdik, yoksa bu isim sonradan mı yerleşti, bugün emin değilim. Ne de olsa o yıllarda tüm çocuk parkları mumluydu. Yıllar sonra yine koşarak dondurma alsam da, lezzeti yine harika olsa da bir şey eksik. Parka kadar yürüyorum. Dondurma akmıyor. Telaşlanmıyorum. Yaz mı çok sıcaktı o zamanlar? Ben mi yavaştım, yoksa dondurma mı değişti? Kaymak artık kaymak gibi değil. Çikolata çikolata gibi değil. Tarif mi değişti? Ben mi? Belki o dondurmayı özel yapan taze meyveydi. Annemin elimi tutuşuydu. Ailenin sıcaklığıydı, Moda sahilinden gelen iyot kokusuydu, yaz günlerinin o tatlı serinliğiydi. Belki sütün tazeliğiydi. Belki de hepsiydi. Anılardı, çocukluktu. Kim bilir? Dondurma yine de vazgeçilmez. Kaç yaşında olursak olalım, bir külahı elimize aldığımızda içimizde hâlâ tatlı bir heyecan kıpırdar, yüzümüze çocuksu birgülüş yerleşir. Dondurma bize çocukluğu geri getirmez; ama o günlerin sevgiyle dolu, kaygısız mutluluğunu tekrar tekrar hatırlatır. Dondurmanın arşivlerdeki tarihi Antik dönem anlatılarında karın meyve suyu, bal, şerbet ve çeşitli nektarlarla karıştırıldığına dair pek çok rivayet dolaşır: Çin’in buz
Makale|Yazı
Kul Hakkının İndirgenemezliği - MÜFLİS
İslam ahlak ve hukuk geleneği, kul hakkını (hukûku’l-ibâd) Allah hakkından (hukûkullah) ayırmış ve onu daha ağır bir yükümlülük olarak konumlandırmıştır. Allah hakkı tövbe ve ibadet ile telafi edilebilir; kul hakkı ise ancak hak sahibinin helalliğiyle düşer. Kıyamet gününde “müflis” olanın kim olduğunu bildiren meşhur hadis, namazı, orucu ve haccıyla gelip; ama dövdüğü, malını yediği, özgürlüğünü gasp ettiği, kanını döktüğü insanların hakları kendisinden alındıkça sevapları tükenen ve nihayetinde onların günahları sırtına yüklenerek cehenneme atılan kişiyi tarif eder. Bu, fıkhın değil, doğrudan Peygamberî öğretinin merkezindeki bir uyarıdır. Hz. Ömer’in valilere ve kadılara yazdığı mektuplar, Hz. Ali’nin Mâlik el-Eşter’e gönderdiği meşhur ahidnâme, bu uyarının devlet adamı ve hâkim için ne anlama geldiğini ayrıntılarıyla ortaya koyar. Hâkimin, hak sahibinin yüzüne bakışı bile bir hak meselesidir; huzurunda taraflardan birini diğerine tercih edişi bir haksızlıktır; kararının gerekçesini açıkça yazmaması bir zulümdür. Klasik fıkhın “kaza adabı” başlığı altında topladığı bu hükümler, hâkimliği bir meslek olarak değil bir emanet olarak tanımlar. Emanetin sahibi ise her şeyden önce mazlumdur. İmam Gazzâlî, İhyâ’nın ilk bölümlerinde “ulemâü’s-sû’” (kötü âlimler) bahsini açar ve ülkemizde de yaygın olan bu tipi net olarak tarif eder. Sultanın kapısında duran, sofrasına davetten kimlik bulan, ilmini dünyevi makamların meşrulaştırılması için kullanan, hakikati söylemesi gereken yerde sustuğu hâlde tâli meselelerde âlimce konuşan, dilinden zühd ve takva eksilmeyen ama hâli zulme razı olan kişi. Gazzâlî, bu tipin tehlikesini sıradan bir günahkârın tehlikesinden kat kat ağır bulur; çünkü o, dini bizzat dinin aleyhine kullanır. Said Nursî de dini dünyevi mevkiin ve siyasi gücün
Alıntı