Acaba yaz yağmurunda doğan gökkuşağı gibi çabucak sönmüş müyüm yüreğinde? Öyleyse söndürmeliyim ben de. Ancak söküp atmadıkça bu yüreği, sönmez renkler bu bedende.
Olgun biri gibi davrandığımda, insanlar ne kadar olgun olduğum hakkında konuşuyorlar. Tembel davrandığımda, tembelliğim hakkında dedikodu ediyorlar. Roman yazamıyor gibi yaptığımda, yazamadığımı söylüyorlar. Yalancı gibi davrandığımda, yalancı diyorlar. Zengin gibi davrandığımda, zenginliğimi konuşuyorlar. Umursamaz göründüğümde, ne kadar da umursamaz olduğumu söyleyip duruyorlar. Fakat gerçekten acı çekip inlediğim vakit, insanlar numara yaptığımı söylüyorlar.
Bence kendileriyle çelişiyorlar.
Öyle bir çaresizlik hissi doğuyor ki içime, nefes almak imkânsız gibi geliyor. Acı dolu dalgalar, tıpkı akşam sağanağından sonra birbirini kovalayan beyaz bulutlar gibi yüreğime vuruyor. Öyle bir his ki bu -endişe mi desem acaba- kalbimi sarıyor, nabzım düzensizleşiyor, nefesim kesiliyor, gözlerimin önüne karanlık bir perde iniyor... Tüm kuvvetim parmaklarımın ucundan boşanıyor sanki.