Her zaman kibirle ruh, mantık, duygu dediğimiz, acı dediğimiz şeylerin aslında ne kadar zayıf, zavallı, sıkıntı veren şeyler olduğunu yine korku içinde duyumsuyorum, çünkü bütün bunların hepsi, aşırı olsa bile acı çeken, eziyet çeken bedeni bütünüyle yok edemiyor; böyle zamanlarda ölmemek veya yıldırım düşen bir ağaç gibi yere yığılmamak için, insan güm güm çarpan kalbiyle o anlara tahammül gösteriyor. Yalnızca kısa bir süre, bir an için bu acı dizlerimin bağını öyle çözdü ki nefessiz, cansız ve sanki ölecekmiş gibi bir duyguyla o banka yığılıp kaldım. Ama dediğim gibi bütün acılar korkaktır, yaşama arzusu, düşüncelerimizde var olan ölum arzusundan çok daha güçlü şekilde bedenimizin her zerresinde yaşama karşı duyulan aşırı arzu karşısında acı geriler;çünkü yaşama arzusu , düşüncelerimizde var olan ölüm arzusundan çok daha güçlü şekilde bedenimizin her zerresinde mevcuttur.
Hayat bizi sıkıyorsa , bizim için yaşanmaz bir hâl almışsa ve boğulacak gibi oluyorsak mutluluk kaynağı ile aramız açılmış demektir.Oradan gelecek manevi akımın mutluluk kanalları tıkanmıştır. Suçluyu dışarıda değil kendi içimizde arayacağız.