Akıl prensibinin geç modernitede erozyona uğramış olması, akıl, adalet ve eşitliğe dayalı bir dünya yaratma hedefine küresel çapta zarar vermiştir. Aydınlanma çağı aklının başarısızlığının yarattığı boşluk, küresel hiper-kapitalizmin yeni güçleri, nihilizm ve narsisizim kültürü ve bilimsel kibirle doldurulmuştur. Artık hem bireysel hem de toplumsal anlamda rasyonel bir yaşam sürmenin ne demek olduğunu,mevcut küresel düzenin temel kavramları olan çıkar, üretim kâr ve verimlilik tanımlamaktadır. Mevcut dünya düzeni giderek daha sofistike bir hâl alan toplumsal sistemler, kitlesel eğitim, teknolojik yenilikler, anlık iletişim ve saat başı yaratılan sayısız yeni sanal dünya ile, her biri, anlam arayışımızın sona erdiği rasyonel özgür insan olarak nihayetinde yanlış inanç ve aşkın yanılsamalardan arındırılmış, tamamen beşeri bir dünya yarattığımız izlenimi veren yeni rasyonellik ve makullük tanımları yaratmaktadır.
Tanrı'nın kendini yine kendi ilmiyle bilmesi en yüksek hikmet ve tefekkürdür. Zira burada bilen, bilinen ve bilmek, tek bir özne de birleşir. İyi, güzel ve doğrunun bilgisi olarak hikmet, en güzel ve mükemmel olanı yine en doğru yöntemle bilmeyi işaret eder.
Hikmetin temeli "neden" sorusunu cevaplamak olduğundan, hikemî bilgi bize eşyanın fizikî/zahirî özelliklerini değil, aslî mahiyetini ve sebebini açıklar. Bu "açıklama" aynı zamanda bir aydınlanmadır. Perdelerin kaldırılarak hakikatin ışığının yayılmasıdır.