İnsan iyi ve kötü bütün huyları ile beraber doğar, bunların iyilerinden faydalanır, kötülerini de hayatı boyunca semer gibi sırtında taşır.
Her insanın mizacı ve naturası bedeni yaratılışının ve uzvi hususiyetlerinin nasıl değişmez bir ifadesi ise; huyları da ruhi bünyesinin ve manevi yapısının öylece değişmez ve tadil kabul etmez bir ifadesidir.
Çünkü, huy ve tabiat ayrı bir şeydir. Bir insanın huyu maddi varlığının bir hassasıdır. Maddeyi değiştirebiliriz. Fakat tabiat ve mahiyetini değiştiremeyiz.
Terbiyr ile değiştirdiğinizi sandığınız huylar,zaman ve yeri gelince saklı kalan bütün çirkinlikleri işe sırıtıp kendilerini meydana vururlar. Terbiye görmüş kötü huylar tıpkı tepesi kurumuş, fakat kökü cilt altında kalıp müzminleşmiş çıbanlar gibidir. Patlayıp akmak için bir kaşıntı fırsatı bekler. Alim gösterişli insan kılıklı, müfrit nezaketli, üniformalı, fraklı nice insan görürsün ki yerinde ve zamanında hiç beklenmedik kötülükler kusar. Çünkü kılık, kıyafet, üniforma, frak bedmayeliği sadece gözlerde setreden bir perdedir.
Nezakette ifrat ise,ekseriya mayadaki kabalığı örtmek için bir maskedir. Kötü mayalı bir insandaki terbiye ve nezaket sırf bir ciladır. Ve cam üzerindeki boya gibidir. Satıhta kalır. Mayaya ve öze asla işlemez. Ve hakiki manasıyla iyi insan, terbiyr kumaşından dikilmiş süslü bir elbise ile değil, iç çehresi ve hamurunun mayası ile insandır.
Gerçi gençlikte, hususuyla ilk çocukluk çağlarında, alınıp yerleşen huylar kökleşir ve ileride terbiye ve irade kuvvetine karşı bir mukavemet gösterir. Çünkü gençlik, bedeni olduğu kadar, ruhi teşekkül bakımından da hayatın plastik devresidir. Ve gençlikte edinilen huylar, ileride ruhi bir tembellik ve ihmalcilik ile kaynaşarak, ekseriya mezara kadar yakamızı bırakmaz. Bunun içindir ki terbiye ve ahlakın tesir bakımından en feyizli çağı gençliktir.