Geldiik incelememe. Çok şey söylemek istediğim için nasıl toparlayacağımı bir türlü bilemediğim bir inceleme oldu. Hemen uzun konuşmamıza geçeliiimm..
June Hayward’ın, arkadaşı Athena Liu’nun ölümünden sonra ona ait yayımlanmamış eseri alıp üzerinde değişiklikler yaparak kendi eseri gibi yayımlamasıyla başlayan ve bizi yayın dünyasının karmaşık yüzüne sürükleyen bir hikaye ile karşı karşıyayız.
R. F. Kuang, ahlaki ve etik ikilemleri merkeze alarak, ilerledikçe kimin haklı kimin haksız olduğunun giderek belirsizleştiği bir olay örgüsü sunmuş. Ki bu ikilemleri okumak bazen baş ağrıttı diyebilirim. Neyseee... Edebi açıdan dili basit görünse de; kurduğu gerilim, karakterin iç dünyasındaki karmaşa ve özellikle yayıncılık sektörünün zorlu yönlerini yansıtma biçimi oldukça güzeldi.
Okurken çoğu yerde o “yakalanma” gerilimini iliklerime kadar hissettim. Gitmiş bir de birden fazla hikaye çalmış. Hayır bir de yakalanma eşiğindeyiz zaten, hangi akla hizmet gidip birebir aynı cümlelerini yazıyorsun kadının? Hani çalıyorsun bari düzgün yap şunu, değil miii yani?? (Tavsiye değildir). Kendim yapmışım gibi gerginlikten delirdim.
Karakterlerin ilişkisi zaten problemli ve baştan sona sağlıksız. Dışarıdan bakıldığında “arkadaş” gibi görünen, fakat içten içe birbirine karşı ciddi bir rahatsızlık ve kıskançlık besleyen iki karakter... Sayfalar ilerledikçe olayların arka planını daha detaylı öğrendiğimde ise kendimi zaman zaman istemsizce June’a hak verirken buldum, öyle bir noktaya kayıyor yani hikaye. Gerçek hayatta da ana karakterin arkadaşı ve ailesiyle olan ilişkileri, kimimizin yaşadığı ilişkilere benzediği için okurken yer yer rahatsız edici olabiliyor.
Kitabın sonu beklediğim gibi bitmedi tabii ki; biraz açık uçlu bırakılmış, sanki devamını tamamlamak okuyucuya kalmış gibi.