Gözlerimle tatmadığım, ellerimle iz bırakmadığım, dilimle ulaşamadığım; havasına, suyuna, toprağına moleküllerimi bırakmadığım tarihin, coğrafyanın, hikayelerin bana mirası olan genlerimle birlikte bilinçaltımda oluşturmuş olduğu katmanlar, üzerinde zihnimle dolaştığım bu cümlelerle birer birer eriyor.
Coğrafyalar ve o coğrafyalarda gerçekleşenler zihnimin teninde, bir sinema perdesinde gibi oynatılmaya başlıyor. Kendim, kendime belirginleşiyorum.
Farkında mısın Neytiri, farkında olunca cümleler nasıl da cansızca uzanmıyor sayfalarda. İnsanlar korumasa da efsanelerini ve masallarını, yeşerdikleri topraklar umutla koruyor onları. Farkında mısınız, kaçırdığımız şeyleri anlamaya ve derinine inmeye başladığımızda, efsaneleri ve masalları koruyan topraklar bizi de korumaya başlıyor.
Şu an önümde altı tane hikaye var, hepsinin gözlerinin içine bakıyorum. Birbirimize yaralarımızı gösteriyoruz. Acısı kalacak olsa bile yaralarımızı iyileştireceğimizden şüphem yok.
Ayağımı uzatıyorum ve hiç çekinmeden bozuyorum ırmağın durgunluğunu, sessizliğini. Ayaklarım çıplaktı ve yalnızlıkta attım ilk adımı. Uykum ürperiyor, zihnimde dönmeye başlayan gerçeğin içinde benim olmayan bir cengi yaşamaya başlıyorum.
Etrafımda bacaklar var. Varlıkları ilk başta görünür değildi ama en başından beri hissediyordum onları. Önümde bir çırak ve bir usta var. Bir gelecek ve bir geçmiş var. Bir de varlıklarının birbirine değdiği noktada, nereye savrulacağını bilmeyen anlamlar var. İkisi de farkında değildi geleceğin öleceğinden. İlyas ile birlikte yavaş yavaş bilmeye, kavramaya, anlamaya çalışıyorum. Bilmeden, kavramadan, anlamadan ne İlyas çizebilir, ne de ben yaşayabilirim. Mahir usta ikimize de öğretiyor, eksikliklerimizin önemini, daha iyi bilmek için. Camsap’la birlikte ben de kendi kuyumu