Gözleri, çıkış yollarını yitirmiş bir kimliğin yardım çağrısı gibi bakıyordu. Bana öyle geliyordu ki, çağrıya elimi uzattığım anda kabuk, korkunç incelmiş bir şiddetle, beni, bildiğim her şeyden kuşkuya düşeceğim bir boşluğa itecek, kendimi çöller, bataklıklar, karabasanlardan geçen, dönüş yolları belirsiz bir yolculuğun içinde bulacaktım.
Bunu denemiş, elimi uzatmış, işi şakaya vurarak "Denize düştün de sarılma mı dedik? " demiştim. Elimi tutmamış, kendini suya bırakıp "Bırak beni gideyim, "demişti.