" Bunlar trajikomik olan yalnızlıklardır ama en kötüsü, en gerçeği kalabalıkların içinde hissedilen o soyut yalnızlıktır. Oraya ait değilsinizdir ama herkesle o masada oturup gülümsersiniz. Gülümseme size ait değildir, gerçek değildir. Ofiste kahvenizi yudumlarken cehennemde gibi hisseder ve sürekli saatinize bakarsınız. Sürekli saate bakmak sürekli oradan kaçma isteğidir; herkesin içinde sadece çok bakanlar yalnızdır. Herkesin hemfikir olduğu yerde farklı bir düşünceyi savunmak yalnızlıktır. Ölecek gibi hissettiğiniz zamanlar olur. Yeterince delirirseniz ölmüş gibi de hissedebilirsiniz ama hiç doğmamış gibi hissetmek... İşte bu yalnızlığın son safhasıdır."
"Peki, yalnızlık nedir, kim bana söyleyebilir?"
"Bir masada tek başına oturmaktır mesela. Çünkü masalar hep iki kişiliktir. Tek koltuklu olana rastlamazsınız. Bütün davetiyeler de öyle. Otobüste yolculuk etmek isterseniz koltuklar iki kişiliktir. Bazen alıp başınızı gitmek istersiniz bu yalnızlık denen şeyden, bir otobüse atlarsınız ve gelip geçen insanlar belki kalabalık bir grup ya da birbirini çok sevdiğini iddia eden iki âşık, yerlerini kapmışsınız gibi size bakarlar yanınızdan geçerken. Yataklar iki kişiliktir. Otel odalarına hiç dikkat ettiniz mi? Tek kişilik odalarda bile hep başka koltuklar vardır, çünkü misafiriniz olacağı düşüncesini sever herkes, tek başınalıktan korkarlar."