Bir adım atıyordum, kıyametin küçük yavrusu oracıktan ses çıkartıyordu. Hissiz bir duvarın çatlama sesi duyuluyordu, gün doğuyor ama kuşların o çığlığı şimşekler çaksada daha fazla çıkıyordu.
"Annem.."
Diyemiyordum. Ben, ben bir şey diyemiyordum ki. İnanamıyordum ben daha, bir yerden çıkagelecek sanıyordum. Nasıl sanmayayım, yatağın baş ucunda duruyordu. Acele ile taranmış tarağında duran saç telleri taptaze. Onlarda daha solmamış, yürekte durupta beni boğmamıştı ki.
Mutfakta demlenmiş bir çay, ama buz gibi olmuştu. Her yerde el izi var, sanki bana da dokunmuştu. Sahi, benim alnımdan öpmüştü o son günün sabahında. Kaç vakti öldürdüm ben oracıkta, kaç uçan sevgi parıldadı tepemden, kaç üzümün taneleri yere düştü, kim bilir kaç anne dünyaya bir evlat bıraktı. Benimki ben daha nefesi boğazımdan yenice taşırmaya çalışırken.