Beni uçurumun kenarına getiriveren Nihâde, sonra o uçuruma itiveren Nihâde şimdi, ya uç ya düş diyordu. Düşüyordum. Aşk bu kadar zorlanmaya gelmiyordu. Dişiydi aşk besbelli. Bir eğe kemiği gibi kırılıyordu.
İbrahim önce kelimelerle sonra ateşle sınanmıştı. İsimle ateş arasında İbrahim önce kelimeleri aştı. İçinde hû yangını, ateşi aştı. Ateşti su, ateşti koku. Ölüm ateş, dirim ateş. Kan ateş, karanlık ateş. Harf ateş, sözcük ateş. İsim ateş, ateş ateş. Ne ben İbrahim’dim oysa ne Nihâde Nemrut’tu. “Serin ve selâmetli” olmadı ateş.
Sayfa 180 - Hû: Allah’ın isimlerinden biri. “Hayy” dan gelen Hû’ya gider” deyiminde geçer.·Kitabı okudu
Biliyordum aşk hem karar hem bî-karar haliydi ama en çok da istikrar haliydi. Bu yüzden karanlık, aşkla telifi imkânsız yegâneydi. Oysa Nihâde, içinde birden fazla yalancı şafak taşıyan bitimsiz bir karanlıktı.
Hareli bir sardunya yaprağını ıhlamur renkli cam bir bardağın içindeki suya daldırdığında Nihâde, nasıl çıldırmazdım? Senin de, derdim, Nihâde, söyle kalbine kuşlar konuyor, içinde lâleler açıyor mu?