Yalnızım. Ve kendi kendime soruyorum: Beni hala bekleyen bir diğer yarım var mı benim? Şimdi nerede? Bu arada ne yapıyor?
Buruk bir sevinçle mi gelecek? Gözleri yaşlı mı olacak? Bütün şeylerin yanıtı ve gizemi: Ya daha önce karşılaştıysak, ama farkına bile varmadan birbirimizi kaybettiysek?
Tuhaf şey: onu tanımıyorum, ama yine de özlüyorum. Haritada henüz var olmayan bir ülkeye özlem duyuyorum.
İlk ilişki, nesnelerle değil engellerle kurulur. Başka bir deyişle, yani başka bir bağlama geçersek: İnsanlar, yaşamlarının, olasılıklardan en çok korktukları dönemlerinde âşık olurlar. Birisine âşık olabilmek için bu olasılıkların birer engel, zorunlu birer engel olarak algılanmaları şarttır.
Çok daha iyi bir geleceğin yaratılmak istendiği söyleniyordu bağrıla çağrıla. Oysa bu doğru değildi. Gelecek kimsenin umurunda olmayan, ilgisiz bir boşluktur, geçmiş ise yaşam doludur, kızdırır, başkaldırtır, yaralar, o kadar ki, bu yüzden onu yok etmek ya da yeniden yaratmak isteriz.
Geleceğe egemen olmak istenilmesinin nedeni, geçmişi değiştirecek güce sahip olmaktan başka bir şey değildir. Fotoğraf stüdyolarına girerek fotoğrafları rötuş edebilmek ve yaşam öyküleriyle tarihi yeniden yazabilmek içindir bütün kavgalar.