Nihan

Converse'in tezinin ana hatlarını hatırlayalım. Ona göre, ideolojik yapının ayırıcı niteliği bir fikrin beraberinde belirli diğer fikirleri getirmesidir. Bu "beraber getirme" ancak eğitim ve statü bakımından çok ilerde olan kimselerde bulunur. Oy verenlerin büyük çoğunluğu arasında bir dünya görüşü yoktur. İdeolojiler bu katta çok daha dağınıktır. Oy verenlerin ideolojik bakımdan tutarlı bir davranışı olması beklenemez. Converse bunu daha da genişleterek, örneğin, geniş halk yığınlarının kendi müşterek kültürlerinin bir bilinçleri olmadığını örneklerle anlatıyor.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
İdeoloji hangi şekliyle olursa olsun, kendinden zorlukla kurtulunan bir düşünce kalıbıdır.
Bir insanın yaratıcılığı, içinde çalıştığı kurumun büyüklüğünü artırmakla değil, yirmi yıl çalıştığı bir cildin tezyinatında belli olur.
Bizim için önemli olan nokta, identite-kimlik krizinin İslami bir toplumda nasıl halledileceğidir. Burada, Gazzali'den Ziya Gökalp'e kadar birçok tanınmış İslam simalarının geçirmiş oldukları ergenlik bunalımlarından konunun İslam toplumu içinde de çözülmesi gereken önemli bir aşama olduğunu anlıyoruz. Genellikle bu bunalımların aldığı şekil bir "iman tazeleme" bunalımıdır.