Kristin Hannah'nın Gece Yolu adlı romanıyla, yazın hayatında zirveye ulaştığı kanaatindeyim. Kurgu güzel olsa bile, aslında oldukça basit bir nitelikte. Hikaye klişe değil; ancak sıradışı bir kurguya sahip de değil. Hikayeyi içe işler hâle getiren, anlatım tarzı. Bu açıdan basit bir kurgu oluşu; zenginliği, anlatıma ve duygu yoğunluğuna yönlendiriyor. Karakter yaratımları, psikolojik tahliler, olaylara ve durumlara yüklenen duygu yoğunluğu inanılmaz başarılı. Hüzün o kadar derin ve öyle yüreğe dokunacak şekilde yansıtılıyor ki; insan kendisini romanın âlemine kaptırıyor. Kabına sığamayan gençlerin, aşkın, dostluğun, anneliğin, çocuğun ruh dünyası olağanüstü aktarılmış. Bir söz ile yerle bir oluyorsunuz. Normal birer hayatın, tek bir trajik olay ile nasıl mahvolabileceğini ele alıyor Kristin Hannah. Kitap böyle bir trajedi ile başlıyor ve darmadağın olan karakterlerin birbirleriyle ve kendi içleriyle olan savaşıyla devam ediyor. Sonlara doğru... asıl mesele: "Hayat size bir dizi seçenek sunar. Beklemek... Geçmişe tutunmak... Unutmak... Affetmek.. Siz hangi yolu seçerdiniz?" diyor kitap karakterlere ve âdeta kitaptan bir karakter gibi kitabın içine davet ettiği okuyucuya. Kitabın başlarında acı içinde ağlamaya başladım, bitene kadar sürdü bu ağlamam. Hatta kitabı tamamladıktan sonra dahi gözyaşlarım ve kalp sancım dinmedi. Ruhumda keder tsunamileri yaratmasının ardından, nihayetinde hüzünlü ama umutlu yaseminler açtırdı.