"Acı diye bir şey yoktur," demişti psikanalist. "Aynı insanoğlunun diğer duyuları gibi... Sadece bir kimya sorunu. Aşk desen bir endorfin sorunu. Bir Pentothal iğnesiyle tüm duygusal gereksinimlerini karşılayabiliriz. Bizler sadece etten kemikten yapılmış birer makineyiz."
İnsanoğlu, doğada gülmeyi ya da ağlamayı becerebilen tek varlıktır.
Mila bunu biliyordu. Bilmediği şeyse insan gözünün üç değişik gözyaşı üretmesiydi. İlki, göz küremizi devamlı nemlendiren ve besleyen temel gözyaşları; ikincisi refleks gözyaşları ki dışarıdan göze zarar veren herhangi bir etki olduğunda salgılanır. Üçüncüsü ise acının sinir sistemini tetiklemesiyle oluşan duygusal gözyaşları. Bu tip gözyaşlarının kimyasal özellikleri de farklıdır; çok yüksek oranla manganez ve prolaktin içerir.
İnsanın doğasında doğuştan olan bir şey bu, diye düşündü. Hayat devam edecekti. Ölüler gömülecek ve zamanla her şey yoluna girecekti. Sadece ruhlarında belli belirsiz bir anı kalacaktı.