Roman mı okudum, ders mi çalıştım pek emin değilim...
Javier Sierra’nın bu kitabını bitirdiğimde hissettiğim ilk şey, bunun klasik bir roman olmadığıydı. Sierra aslında araştırmacı-gazeteci ve bu kimliğini kitabın her satırına resmen kazımış. Mısır mitolojisinden tutun da yıldız haritalarına, piramitlerin o karmaşık mimarisine kadar her detayı öyle sağlam bir temele oturtmuş ki; "Acaba bunlar gerçek mi?" diye sormadan edemiyorsunuz.
Kitapta Napolyon’un o bildiğimiz askerî dehası, savaşları falan yok. Tam tersine; piramidin içinde geçirdiği o gizemli gecedeki spiritüel dönüşümüne, ölümsüzlük arayışına dalıyoruz. Tarihî bir olaydan yola çıkıp insanın ölümle olan o köklü kavgasını anlatmış.
Dürüst olmam gerekirse, okurken biraz yoruldum. Çünkü kitap o kadar yoğun ki... Sürekli elimde kalem kâğıt, "bu sembol neymiş, şu tanrı kimmiş" diye araştırma yaparken buldum kendimi.342 sayfaya o kadar çok bilgi sıkıştırılmış ki bazen olay akışı bu bilgilerin gölgesinde kalıyor. Bir roman okumaktan ziyade, sanki kurgulanmış bir araştırma dosyasını inceliyor gibiydim.
Ama yazar sanki bunu bilerek yapmış: "Ben sana yolu açtım, kapıyı araladım; hadi bakalım şimdi sen kendi yolunu bul." der gibi bir havası var. Sizi pasif bir okur olmaktan çıkarıp, zorla işin içine dahil ediyor.
Kısacası öyle "elimden bırakamadım, bir solukta bitti" diyeceğim cinsten, akıp giden bir hikâye beklemeyin. Ama eğer tarih, mitoloji ve gizemli konular ilginizi çekiyorsa, sizi araştırmaya iten bu tarzı sevebilirsiniz. Benim için farklı, bol notlu ve öğretici bir deneyim oldu.