nihan

Puan vermedi·400 syf.··
2026 16. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2026 17:40
Çok güzel bir tarihî kurgu okudum. Kitabı kapattığımda aklımdan geçen ilk şey şuydu: “Tam da o zamanlarda, bir yerlerde gerçekten bunları yaşayan insanlar vardı belki de…” İkinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde geçen bu hikâye; savaşın yıkıcılığını, insanların hayatta kalma çabasını ve sanatın insan ruhuna nasıl tutunduğunu çok güzel anlatıyor. Ama bunu yaparken insanı yormuyor da. Aksine, o atmosferin içine yavaş yavaş çekiliyorsunuz. Kitap boyunca en çok hissettiğim şey şu oldu: Savaş sadece şehirleri değil, insanların kimliklerini, çocukluklarını ve umutlarını da değiştiriyor. Pietro Houdini karakteri ise gerçekten unutulmazdı benim için. Bilgeliği, tuhaflığı, mizahı ve o yorgun ama sıcak haliyle kitabın ruhunu taşıyan karakter gibiydi. Trajikomik diyaloglar da ayrıca çok güzeldi. “Yaralı bir asker, bir rahip, bir hemşire ve asık suratlı, topallayan bir katıra liderlik eden melek yüzlü bir çocuk.” Bu cümle kitabın hissini tek başına veriyor sanki. Ve sanat… Kitap bana biraz şunu hissettirdi: Bazen insan hayata tutunabilmek için sanata tutunur. Küllerinden yeniden doğmanın, büyümenin, savaşın ortasında bile insan kalabilmenin hikâyesiydi benim için. Yormayan, merak ettiren, yer yer hüzünlendiren ama içimi de sıcacık yapan bir kitaptı.
Pietro Houdini'nin LanetiDerek B. Miller · Koridor Yayıncılık · 20268 okunma
Reklam
Puan vermedi·344 syf.··
2026 14. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 27 Nisan 2026 15:27
Roman mı okudum, ders mi çalıştım pek emin değilim... Javier Sierra’nın bu kitabını bitirdiğimde hissettiğim ilk şey, bunun klasik bir roman olmadığıydı. Sierra aslında araştırmacı-gazeteci ve bu kimliğini kitabın her satırına resmen kazımış. Mısır mitolojisinden tutun da yıldız haritalarına, piramitlerin o karmaşık mimarisine kadar her detayı öyle sağlam bir temele oturtmuş ki; "Acaba bunlar gerçek mi?" diye sormadan edemiyorsunuz. Kitapta Napolyon’un o bildiğimiz askerî dehası, savaşları falan yok. Tam tersine; piramidin içinde geçirdiği o gizemli gecedeki spiritüel dönüşümüne, ölümsüzlük arayışına dalıyoruz. Tarihî bir olaydan yola çıkıp insanın ölümle olan o köklü kavgasını anlatmış. Dürüst olmam gerekirse, okurken biraz yoruldum. Çünkü kitap o kadar yoğun ki... Sürekli elimde kalem kâğıt, "bu sembol neymiş, şu tanrı kimmiş" diye araştırma yaparken buldum kendimi.342 sayfaya o kadar çok bilgi sıkıştırılmış ki bazen olay akışı bu bilgilerin gölgesinde kalıyor. Bir roman okumaktan ziyade, sanki kurgulanmış bir araştırma dosyasını inceliyor gibiydim. Ama yazar sanki bunu bilerek yapmış: "Ben sana yolu açtım, kapıyı araladım; hadi bakalım şimdi sen kendi yolunu bul." der gibi bir havası var. Sizi pasif bir okur olmaktan çıkarıp, zorla işin içine dahil ediyor. Kısacası öyle "elimden bırakamadım, bir solukta bitti" diyeceğim cinsten, akıp giden bir hikâye beklemeyin. Ama eğer tarih, mitoloji ve gizemli konular ilginizi çekiyorsa, sizi araştırmaya iten bu tarzı sevebilirsiniz. Benim için farklı, bol notlu ve öğretici bir deneyim oldu.
Roman
Ölümsüz PiramitJavier Sierra · Pegasus Yayınları · 202114 okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2026 10. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 21 Mart 2026 17:07
Dag Solstad’ın bu eserinde, sıradan bir adamın sıradan hayatına konuk oluyoruz. Kitap başladığında Singer (adını hiç öğrenemiyoruz) 34 yaşında ve hayatında yeni bir döneme başlamak için Notodden’e taşınıyor; orada bir kütüphanede çalışmaya başlıyor. “Yeni bir dönem” diyorum çünkü tıpkı bizler gibi onun da hayatı huzursuzluk, kafa karışıklığı, kendini bulamama ve aniden vazgeçilen planlarla dolu. Başkalarının karşısında kararlı ve net biri gibi durmaya çalışsa da, kendi içinde kararsız, kimliğini tam oturtamamış biri. Üstelik bundan rahatsız da değil gibi. Çocukluğundan taşıdığı utanç anları var; mesela bir gün attığı abartılı bir kahkaha sırasında amcasına yakalanması ve bu anın onda bıraktığı iz… Küçük bir an ama peşini hiç bırakmıyor. 34 yaşına kadar ne yapacağına tam karar verememiş, farklı işlerde savrulmuş biri Singer. Ve artık kalıcı bir şeylere tutunmak istiyor. Bu yüzden yeni bir şehir, yeni bir iş ve belki de yeni bir hayat kurma fikriyle kütüphanede çalışmaya başlıyor. Bu kitapta büyük olaylar yok. “Sonraki sayfada ne olacak?” merakı yok. Ama zaten meselesi de bu değil. Bence bu kitap, sıradanlığın o tuhaf ve naif mükemmelliğini taşıyor. Sıradan bir adamın, sıradan hayatına dışarıdan bakıyormuşsun gibi ilerliyor. Benim eleştireceğim tek nokta şu: Singer’ın zihnine, o ruh haline biraz daha yaklaşmak isterdim. Hislerini gördüm ama tam içine giremedim. Sanki bir camın arkasından izliyormuşum gibi… Yakındım ama dahil olamadım.
Felsefe
T. SingerDag Solstad · Jaguar Kitap · 2021397 okunma
Puan vermedi·416 syf.··
2026 7. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2026 17:49
“Buna dissosiyatif füg deniyor; yani kaçış. Bir tür kendi kimliğinden kaçma.” Kitaptaki bu alıntı beni en çok etkileyen yerlerden biri oldu. Travmatik bir olaydan sonra insanın başka bir kimliğe sığınması… Kendi çevresini terk edip yeni bir benliğe inanması… Ve bunu bilinçli bir tercih olarak değil, kontrolü dışında gelişen bir korunma mekanizması olarak yaşaması… İşte tam da burada kitap benim için sıradan bir psikolojik gerilim olmaktan çıktı. Bir insan delirdiğini ne zaman anlar? Ya da gerçekten anlar mı? Delilik dediğimiz şey nedir; bir kaçış mı, yoksa zihnin kendini koruma biçimi mi? Ve delirmeden önce insanda mutlaka bir değişim olur mu? Dışarıdan bakan biri bunu fark edebilir mi? Dr. Ellen Roth, Orman Kliniği’nde çalışan bir psikiyatrist. Şiddet mağduru bir kadın hastasının “Kara Adam” tarafından izlendiğini söylemesiyle başlayan süreç, iz bırakmadan ortadan kaybolmasıyla birlikte Roth’u da içine çeken karanlık bir kabusa dönüşüyor. O noktadan sonra sadece bir hastanın hikâyesini değil, zihnin sınırlarını okumaya başlıyoruz. Kitap boyunca en baskın duygu güvensizlikti. Sadece başkalarına değil, kendine bile güvenememe hissi… Okurken tahmin ettiğim şeyden bile şüphe ettim. Çoğu zaman Ellen gibi benim de kafam karıştı. Gerçekle kurgu, akılla delilik arasındaki çizgi sürekli yer değiştiriyordu. Evet, bir noktadan sonra sonunu tahmin edebildim. Ama yazarın ilk romanı olduğunu düşündüğümde kurduğu atmosfer ve zihinsel karmaşa benim için oldukça başarılıydı. İlmek ilmek örülen bir psikolojik gerilimdi bu. Deliliğin kıyısında değil… Tam ortasında geçen bir roman.
PsikiyatristWulf Dorn · Pegasus Yayınları · 201611,4bin okunma
Puan vermedi·496 syf.··
2026 5. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2026 14:42
Suflör...Bu kitap hem Donato Carrisi’nin ilk romanı hem de Mila Vasquez serisinin başlangıcı. İlk kitap olmasına rağmen oldukça iddialı, hatta yer yer riskli bir kurguya sahip. Klasik bir “katili bulduk ve bitti” hikâyesi değil. Daha çok kötülüğün nasıl yönlendirilebildiğine ve insanın karanlık tarafının nasıl tetiklenebileceğine odaklanıyor. Ben açıkçası karakterlerle bağ kurmakta biraz zorlandım. Oldukça kalabalık bir ekip var ve herkesin ayrı bir rolü, ayrı bir geçmişi, ayrı bir sırrı var. Bu da zaman zaman zihni gerçekten yoruyor. Hatta yer yer kafası karışık bir zihnin ürünü gibi hissettirdi bana. Ama belki de tam olarak amaç bu; okuru konfor alanında tutmamak. Kitap boyunca odağımız kaçırılan kızları ve onları kaçıran kişiyi bulmakken, hikâye sürekli yeni katmanlar açıyor. Bir olayın içinden başka bir olay çıkıyor. Matruşka bebek gibi; açtıkça derinleşiyor, derinleştikçe zihni daha çok meşgul ediyor. Tam bir şeyi çözdüm derken başka bir gerçek çıkıyor karşınıza. Bazı noktalar bende soru işareti bıraktı. Olayların arka planındaki motivasyonlar, geçmişle bugünün iç içe geçişi ve bazı karakterlerin hikâyeye dahil oluş biçimi bilinçli bir karmaşa hissi yaratıyor. Net ve rahatlatıcı cevaplar vermek yerine, rahatsız edici bir belirsizlik bırakıyor. “Bir insan ne zaman canavara dönüşür?” sorusu kitap boyunca zihnimde dönüp durdu. Ve kitap bittiğinde gerçekten kapaktaki adam gibi; başımı tutup, olan biteni sindirmeye çalıştım. **__"Nasıl olduğunu öğrenseniz de faydasız. Neden olduğunu anlasanız da önemsiz. Kim olduğunu bilseniz de yetersiz."__** Bu cümlede çok şey saklı ...
1000Kitap
SuflörDonato Carrisi · Pegasus Yayınları · 2014489 okunma
Reklam