Çünkü rahmetli kocalarının sandıkları ve umdukları kadar pirüpak olup olmadığından hiçbir zaman yüzde yüz emin olamazlardı. Hiçbir erkek sütten çıkmış ak kaşık değildi zira.
Yüzüne gelince, bunun ne menem bir yüz olduğuna dair ancak tahmin yürütülebilirdi, çünkü göze görünen tarafı pek azdı. Büyük kısmı kara, hafiften kıvırcık, gür kıllardan müteşekkil kocaman bir çalıyla kaplıydı, maalesef ki bu günümüzde hayli yaygın, aptalca bir moda ve laf arasında oldukça pis bir alışkanlık. Eril cinsin bunca çok örneğinin yüz hatlarını örtmeye neden bu denli teşne olduğu sorusu biz sıradan fanilerin idrakinin ötesinde. Bu insanların, ellerinden gelse, burun, yanak ve gözlerinin her tarafından kıl fışkırtacaklarını, iğrenç ve müstehcen bir kıl yumağından ibaret bir yüzle kalacaklarını farz etsek yeridir. Bu cins sakallı erkeklere bakarken varılabilecek tek olası sonuç, yüzdeki bu bitki örtüsünün bir tür sis perdesi görevi gördüğü, çirkin yahut nahoş bir şeyi gizlemek niyetiyle yetiştirildiğidir.