Puan vermedi·208 syf.··
2026 73. kitabı
YERYÜZÜ SÜRGÜNLERİ . Kimi için bir dönem romanı, kimi içinse Türkler ve Rumlar arası ilişkilerin konu edildiği bir Ege kasabası okuması. Bana göreyse insan ruhunun yaralarına dokunan, aşkın sıcaklığı ile sarmalanan ve ailenin ne kadar da kıymetli olduğunu anlatan bir kitap #yeryüzüsürgünleri . Hani ihtiyar Yorgi bağırıyor ya: " Bırakın beni vre. Hiçbir yere gitmeyeceğim. Insan hiç doğduğu toprağı bırakır? Haydi ben gittim. Toprağın altındaki anamı atamı nasıl götüreceğim? Arkamda mı bırakacağım? Hayde, nereye gidiyorsanız gidin. Beni rahat bırakın. " diye, işte o anda memleketimiz gerçeği satırlarda siliniyor... Hasan'ın gece kaçan uykusu ile başlıyor hikaye. Zeytin tarlasında beli eğilmiş kadınlar, gücüne kuvvet adamlar eşliğinde çalışırdı ya, en çok da Thalia'nın şarkı söylemesi ile coşardı kendince. Fakat o gün ve sonrası gelmemişti Thalia. Sebebini öğrendiğindeyse, gelen Yunan askerleri haberi ile birlikte vermişti kararını. Celal'i bulacaktı, babasıyla ilk ve son gidişinde babasının yüzünün düşmesine sebep anlattıklarını öğrenip kendine çare isteyecekti. Babası İrfan'ın Kayseri'den kaçıp gitme sebebini öğrenmekle onca yıldan sonra babasının yazgısının mı kendine reva olduğundan habersiz Celal'le kesişmişti yolu Hasan'ın. Onu bulmak umuduyla önce cepheye vardı, sonra Theo babayı buldu. Buldular birbirlerini, oğlu Niko yerine koydu Hasan'ı, aldırdı yanına çalışmaya. Çalışkan oğlanı boş da koymadı, Gülizarla baş göz etti amma Yunan dan gelen haberler, ortalığı velveleye verenler, birlikte eğlenip yiyip içenler acı hatıralara gebe oldu. Mübadele öncesi Ege'nin yapısı ve insanların kurduğu ortak yaşamdan, Birinci Dünya Savaşı sonrası Ege'de yaşanan kırılmaları, Türkler ve Rumlar arasındaki zoraki düşmanlaştırmayı, göçü, sürgünü ve aşkı duygu dolu ve merakla okutan
Yeryüzü SürgünleriŞule Akşun · Destek Yayınları · 202623 okunma
Puan vermedi·248 syf.··
2026 2. kitabı
Işınsu'nun kaleminden Yunanlıların, Batı Trakya Türkleri'ne yaptıkları işkencelerin ele alındığı bir eser AZAP TOPRAKLARI. Yazar akıcı ve sade dille beraber Trakya'ya özgü ağız özelliklerini de kullanmıştır. Olaylar Bekir, Nazlı, Selim, Mahmut Ağa, Niko gibi isimler üzerinden şekilleniyor.Aslında olurken yapılan işkencelerin günümüzde de Rusya,Çin,İsrail gibi devletler tarafından da devam ettiğini fak ediyoruz.Ülkeler ve insanlar farklı ama yapılan yöntemler hep aynı.İnsanların dinlerini ,dillerini,kültürlerini yaşamalarına izin vermiyorlar.Yaşanılan topraklara kendi insanlarını yerleştirip her türlü şeyi yapmalarına izin veriyorlar.Bunu yaparken insanların namuslarına,şeriflerine dokunmadan da bırakmıyorlar.Romanda Yunanlılar bir mikrop olarak bakıyorlar Türklere .Kendileri izin vermeden hastaneye dahi gitmelerine izin vermiyorlar.Ögretmenleri ,yol gösterenleri, okuyan kesimi asla sevmiyorlar.Çünkü insanların bilmesinden,sorgulamasından korkuyorlar. İnsanın canını sıkan şey aslında bu durumların hala daha bu çağda devam ediyor olması bence. KEYİFLİ OKUMALAR
Azap TopraklarıEmine Işınsu · Bilge Kültür Sanat · 2012922 okunma
Reklam
Puan vermedi·592 syf.··
2026 12. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 16:56
Yazarla yeni tanıştığım için kitap benim için 590 sayfalık bir bilmeceydi. Biter mi ki diyordum, biraz daha uzamasını diledim. Üç kuşağın aşkları, hırsları, aile ilişkileri, konusu komşusu ile bir Türkiye romanı. İnce ince işlemiş seksen darbesini. Kenan Evren’ciler ve diğerleri. Bir güruhun gözünden Rumlar. Körburun, kitabın ismi; hayali bir ada. Kitap boyunca hayali değilmiş de prens adalarından biriymiş gibi hissederek okuyorsunuz. Sürekli zihnimde adada bir gezintiye çıkıyorum. Adalılardan biri de benim. Kâh uzun merdivenleri inip çıkıyorum kâh denizi izliyorum, kayıkçı Niko’nun sözünü dinleyip kendi başıma denize girmeye açılmaya çalışmıyorum. Niko bilmiyor ki denize girmesem bile zihnim çoktan kapılmış rip akıntısına… Neyse karakterlere girersem çıkamam. Her birinde biraz kendinizden buluyorsunuz. Ama Seher, ah Seher! Adanın her metrekaresinde bir hikaye. Unutulmayan, unutulmak istenmeyen. Ve zihinleriyle adaya sığamayanlar. Anlaşılan yazar felsefeyle ilgili. Marcus Aurelius göndermeleri, İmparatora ve stoacılığa övgüler. Uzun lafın kısası çok sevdim!
KörburunHikmet Hükümenoğlu · Can Yayınları · 20242,712 okunma
İnferno kanto3
10/10
·496 syf.··
2026 25. kitabı
Selamlar nasılsınız Bugün size kalbimi bıraktığım o serinin final kitabı ile geldim. Üfff bu seri var ya. anlatılmaz, yaşanır. Gerçekten kelimeler yetersiz kalıyor. Okumuyorsunuz, direkt o evrende yaşıyorsunuz. Yazarımız öyle bir dünya kurmuş ki “sen bu işi biliyorsun" diye diye okudum. Hele ki son sayfadaki yazar notu. O kadar mutlu etti ki beni. Çünkü o karakterlere doyamadım, hala merak ediyorum. Sen yaz, biz hep okuyalım. Şimdi gelelim bu güzelliğin konusuna. İkinci kitabın sonunda Alin’in söyledikleriyle şok olup kalmıştık hatırlarsanız. Final kitabı ise bizi 5 yıl öncesine götürüyor. Alin ve Demir’in ilk karşılaşması. Demir’in kalbine düşen o “kızıl afet”.Persephone’sine ilk görüşte tutulması. Sahiplenmesi. O anlar. Ama sonra yaşananlar, tedavi süreci ve her şeyin silinmesi. Ve 5 yıl sonra yolların yeniden kesişmesi. Helen, dedesinin ve Alin’in yaptıklarını kaldıramıyor ve Demir’den zaman istiyor. Demir ona o istediği kadar zamanı ona tanıyor. Ama daha fazlası için değil. Ve soluğu Helen’in kapısında alır. Çünkü artık tek bir amaç var. Tüm kartları ve çipleri bulup bu işi bitirmek. Alin nam-ı diğer minyatür şeytan Gerçekten zekasına şapka çıkartılır. Demir ona kızgın olsa da vazgeçemiyor. Ve olaylar onları alıp Las Vegas’a götürüyor. Ah o sahneler. Helen’in “seninle evlenmek istiyorum” demesi. Ve Demir’in bunu emir kabul etmesi. O nikah sahnesi? Hades & Persephone konsepti? Tam da onlara uyması. Ben şok ağzım açık okudum. Ve o aşk o çekim Alev alev . Demir sen ateşin vücut bulmuş halisin. Ensar sende bişeyler var diye diye okudum. Bakalım senden ne çıkacak. Hem Alin'le biz olmayız de hem kızı omzuna atmak ne oluyor?.
1000Kitap
İnferno: Kanto IIIAsena Nişikli · Pukka Yayınları · 2025161 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 48. kitabı
Kargalar Arasında ~ Veronica Roth . Dymitr’in ailesi canavarları öldürmek uğruna ruhlarını feda eden avcı soyundan geliyordu. Şimdi ise Dymitr’e ölümcül bir görev verilmişti: Efsanevi cadı Baba Jaga’yı bulmalıydı. Ona ulaşabilmek uğruna, öldürmeye yemin ettiği kişilerle bile ittifak kurmak zorundaydı. Diğer yanda yolumuzun kesiştiği Ala vardı. Korkuyla beslenen bir zmora olarak kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştı. Taşıdığı lanet yüzünden ölümü bekliyordu. Dymitr ile yolu kesiştiğinde bir anlaşmayla lanetine çare olabilecek teklifi kabul etmeliydi. Chicago yeraltı dünyasının gazabına karşı savaşmak için zamanları kısıtlıydı. Beraber çıktıkları yolculuk, ikilinin amaçları ve saklananlarla inanılmazdı. Slav mitolojisinden esintilerle harika bir novellaydı. Ala ile yaptıkları anlaşma, laneti, cadılar ve heyecanla soluksuz okudum. Çok kısa ama etkisi çok güzeldi. Sanki uzun zaman önce okuduğum karakterlerin geçmişine gittiğim, evreni çok ama çok iyi tanıdığım bir novella hissi verdi bana. Mitolojik yaratıklar, güç dengeleri, aksiyon sahneleri ve karakterlerin doğru yanlış ikilemleriyle okuduğum harika bir maceraydı. Niko ile yolumuzun kesiştiği andan itibaren kitaba kattığı enerji, şövalyelerin ruhları ve kılıçlarıyla ilgili kısımlar beni çok etkiledi. Az sayfadan kocaman ve çok derin bir dünyaya adım atmak benim için çok özeldi. Şimdi ise devamında neler yaşayacağız daha çok merak ediyorum 🩶 ‍ “Sana zarar verme niyetinde olmadığımı anlaman için ne yapmam gerek?” diye sordu Dymitr. “Beni buna ikna edecek hiçbir şey söyleyemezsin ya da yapamazsın,” dedi Klara. “İnsanlar her zaman zarar verir, sadece ‘ne zaman’ onu bilemezsin.” ‍”Umutlarını koru, Aleksja,” dedi. “Hayal kırıklığına uğramış umutlar bile seni şu anda bekleyen şeyden daha kötü olmayacak.”
Kargalar ArasındaVeronica Roth · Yabancı Yayınları · 202649 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 20. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2026 20:47
Mükemmel konusu, karakterleri, dünyası var ama gel gör ki yazar 100 sayfa yazmak istemiş. Başkası olsaydı 5 kitaplık seri yapardı. Sırf bu yüzden sinirliyim. Kitapta bir çok ırk, onlar hakkında bir cümle var. Bu yüzden karmakarışık. Çorba kazanı gibi. Yani tavsiyede edemiyorum. Ne okuycan ki. Bu kadar mitoloji anlatmayıp da ana hikaye olsaydı daha anlaşılır olurdu bence. Niko, Ala'ı sevdim. Son kısımda Kılınç sahnesi var. unuta bileceğimi düşünmüyorum . Son olarak queer edebiyyatı arkadaşlar ona göre okuyun.
Kargalar ArasındaVeronica Roth · Yabancı Yayınları · 202649 okunma
Reklam
Reklam