Yazarla yeni tanıştığım için kitap benim için 590 sayfalık bir bilmeceydi. Biter mi ki diyordum, biraz daha uzamasını diledim. Üç kuşağın aşkları, hırsları, aile ilişkileri, konusu komşusu ile bir Türkiye romanı. İnce ince işlemiş seksen darbesini. Kenan Evren’ciler ve diğerleri. Bir güruhun gözünden Rumlar. Körburun, kitabın ismi; hayali bir ada. Kitap boyunca hayali değilmiş de prens adalarından biriymiş gibi hissederek okuyorsunuz. Sürekli zihnimde adada bir gezintiye çıkıyorum. Adalılardan biri de benim. Kâh uzun merdivenleri inip çıkıyorum kâh denizi izliyorum, kayıkçı Niko’nun sözünü dinleyip kendi başıma denize girmeye açılmaya çalışmıyorum. Niko bilmiyor ki denize girmesem bile zihnim çoktan kapılmış rip akıntısına… Neyse karakterlere girersem çıkamam. Her birinde biraz kendinizden buluyorsunuz. Ama Seher, ah Seher! Adanın her metrekaresinde bir hikaye. Unutulmayan, unutulmak istenmeyen. Ve zihinleriyle adaya sığamayanlar. Anlaşılan yazar felsefeyle ilgili. Marcus Aurelius göndermeleri, İmparatora ve stoacılığa övgüler. Uzun lafın kısası çok sevdim!