Anlayış bütün vücuduna yayılıyor, onu boğuyor. Boğazı yırtılırcasına bir çığlık koparıyor. Sonra bir çığlık daha, bir çığlık daha. Elleriyle saçlarını yakalayıp yolmaya başlıyor, altın rengi tutamlar kanlı cesedin üstüne düşüyor. Patroklos diyor, Patroklos, Patroklos. İsim yalnızca bir sese dönüşene kadar durmadan tekrarlıyor.
"Gerçekten de Akhilleus'u tanımayacağımı mı zannetmişti? Onu yalnızca dokunarak, yalnızca koklayarak bile tanırdım. Kör olsam bile nefeslerinden, ayaklarının yere vuruşundan tanırdım. Ölmüş olsam bile, dünyanın sonu gelmiş olsa bile tanırdım onu."