Saatler sohbetle sarmalandığında, artık onları ölçmek hatta görmek mümkün değildir, kaybolup giderler; sonra birdenbire, çevik, yok edilivermiş zaman, onu elimizden kaçırdığımız noktanın çok uzağında tekrar karşımıza çıkıverir. Ama eğer yalnızsak, henüz uzakta olan ve durmadan beklediğimiz ânı karşımıza çıkaran kaygı, bir saatin tik taklarının sıklığı ve değişmezliğiyle, saatleri dostlar arasında olsak saymayacağımız bütün dakikalara böler, daha doğrusu bu dakikalarla çarpar.
Bütün yüce şeyleri bize sinirli mizaçlar vermiştir. Dinleri kuran, şaheserleri yaratan onlardır, başkaları değil. Dünya kendilerine neler borçlu olduğunu, hele hele onların bütün bunları dünyaya verebilmek için ne acılar çektiğini asla bilmeyecek. Güzel müziklerin, güzel resimlerin, binlerce inceliğin tadını çıkarırız ama onları yaratanlara nelere mal olduğunu, ne uykusuzluklara, gözyaşlarına, ihtilaçlı gülmelere, kurdeşenlere, astımlara, sara nöbetlerine, hepsinden beter olan ölüm korkusuna mal olduğunu bilmeyiz...