Sürekli olarak hayatımızı şekillendirmek için uğraşırız ama ister istemez olmaktan hoşlanacağımız insanın değil, olduğumuz insanın hatlarını bir resim gibi kopya ederiz.
Sessizliğin bir güç olduğu söylenir; bambaşka bir anlamda, sevilen kişinin emrinde, korkunç bir güçtür. Bekleyenin sıkıntısını arttırır. Bir kişiye yaklaşmaya insanı en fazla davet eden şey, kendisini ondan ayıran şeydir; sessizlikse, aşılması en imkânsız engeldir. Sessizliğin bir işkence olduğu ve hapiste bu işkenceye mahkûm edilenleri delirtebildiği de söylenir. Oysa sevilen kişinin sessizliğine maruz kalmak, suskunluktan da ağır, en ağır işkencedir!
...çünkü insan değişmez; bir insana atfettiğimiz duyguların içinde, onun uyandırdığı ama ona yabancı, küllenmiş unsurlar büyük yer tutar. Üstelik bir yanımız daima bu özel duyguları gerçeğe yaklaştırmaya, yani daha öznel bir duyguyla birleştirmeye çalışır; tek tek insanlar ve bize verdikleri acılar, bütün insanlığın paylaştığı bu duyguya ortak olmamıza bir fırsat teşkil eder sadece...
Dikişler ne kadar başarılı olursa olsun, bir insana olan özlem iç organların yerini aldığında, yaşamak zahmetlidir; özlem sanki organlardan daha fazla yer kaplar, varlığını sürekli hissederiz; ayrıca, bedenimizin bir bölümünü düşünmek zorunda olmak, müthiş bir ikilemdir! Ne var ki, sanki bir yandan da değerimiz artar. En küçük bir esinti sıkıntıyla göğsümüzü sıkıştırır ama hoş bir baygınlıkla iç de geçirtir.