Bütün o yaşam boyu kazanılan başarıların ardından küçük yalnız bir çocuk ortaya çıkıp acılar içinde geçmişi sorgulamaya başlar: ''Eğer ben karşınıza huysuz, suratsız, kötü düşünceler besleyerek , öfkeler ve kıskançlıklar içinde, şaşkın halimle gelseydim ne olurdu? Bana olan sevginizden eser kalır mıydı? Ben aynı zamanda işte tam böyle biriydim. Bu aslında beni sevmediğiniz , sadace size benmişim gibi gösterdiğim o çocuğu sevmiş olduğunuz anlamına gelmez mi? Terbiyeli, güvenilir, her şeyi gözünüzden okuyan, anlayışlı, sorun çıkarmayan bir çocuk; aslında çocukluğunu yitirmiş olan bir çocuk... Peki benim çocukluğuma ne oldu;? onu benden çalmadınız mı? Artık geri dönemem , yitirdiğim çocukluğumu yeniden yaşayamam... Ben zaten baştan beri bir yetişkindim, hiç çocuk olamadım...
Belki başka bir şey daha söyler , derdime derman olur, beni içine düştüğüm kuyudan çıkarır diye bir süre öylece çaresizce bekledim ama söylemedi. Daha fazlasını isteyen yanımla bu kadarına bile razı olan yanım, o soğuk havada öylece kararsızca etrafına baktı bir süre.
Şefkat, bir şeyin acı karşısında özgür olmasını isteme durumudur...Bunu önce kendiniz için isteyin; bu tutku daha sonra başkalarına da kucak açacaktır, hem de daha gelişmiş bir şekilde.
Camlarında cağkebabı, kaşar peyniri ve kaz resimleri olan dükkanları, Çarlık Rusyası’ndan kalan eski ve görkemli binaları, geniş caddeleri, kabanlarına sıkı sıkıya sarılmış kavruk insanları ve hiçbir yerde görmediğim kadar kalabalık köpek sürüleri ile insana hüzün veren karaltılı Kars sokaklarını geride bıraktık. Sanki bu şehrin karalığına üzülen Tanrı, aylarca yerden kalkmayan ışıl ışıl karı ve uzun kış gecelerini burada yaşamak zorunda olan bahtsızlara bir teselli ikramiyesi olarak vermişti.